MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli geçtiğimiz Salı grup toplantısını üzerinde çok düşünülmesi gereken bir cümle ile bitirdi.
“Gençlerimize de sesleniyorum: Fransa’ya heveslenmeyin, batı emperyalizmine kapılmayın, Türkiye’ye sahip çıkın, Türkiye sizin olsun.”
Aslında konuşmasını bitirmiş, herkesi selamlamıştı Devlet Bahçeli.
Tam o sırada doğrudan gençlere hitap etti.
Bu hitabın Fransa’daki gelişmelere yönelik bir dış politika değerlendirmesi olmadığı çok açıktı.
Peki Bahçeli neden Fransa'yı örnek gösterdi?
Neden gençleri uyardı?
Ve daha önemlisi, neden şimdi?
Öncelikle zamanında tespit edilmediğinde, görmezden gelindiğinde ve çözüm bulunmadığında sorunun nereye varılabileceğini gösteren bir ayna tuttu hepimize.
Çünkü başlangıçta masum gibi görünen taleplerle ortaya çıkan toplumsal hareketler, zaman içerisinde çok daha geniş siyasi sonuçlara sebep olabilir.
Yani toplumsal olayları sadece neden başladığına bakarak değerlendirmemek, neye dönüşebileceğini de hesaplamak zorundasınız.
Hiçbir devlet, toplumsal olayların doğurabileceği siyasi sonuçları görmezden gelemez.
Özellikle Türkiye gibi stratejik önemi yüksek bir ülke söz konusuysa.
Coğrafyamız olağanüstü bir dönemden geçiyor.
Dört tarafımız ateş çemberi.
Ukrayna-Rusya bir tarafta, İran – ABD diğer tarafta, Suriye’deki gelişmeler ve terörist İsrail’e baktığımızda Türkiye’nin güvenlik politikaları ve uluslararası alanda artan sorumlulukları var.
Türkiye, Terörsüz Türkiye süreciyle bir yandan yeni bir aşamaya geçmeye çalışırken diğer yandan bölgesel gücünü artırmayı ve belirleyici bir güç olmayı hedefliyor.
Böyle bir ortamda Türkiye’nin en büyük ihtiyacı nedir?
Elbette millî birlik.
Elbette iç istikrar.
Elbette güçlü devlet otoritesi.
Ama hepsinden önce, milletin kendi devletine duyduğu güven.
Nitekim Bahçeli’nin aynı konuşmada Terörsüz Türkiye sürecini kararlılıkla savunması,
Türkiye’yi zayıflatmaya yönelik girişimlerden söz etmesi ve ardından gençlere Fransa uyarısında bulunmasını birbirinden bağımsız değerlendirmememiz gerekir.
Böyle bir dönemde Türkiye dışarıda güç kazanırken enerjisini iç siyasi çatışmalara harcamamalıdır.
Türkiye’nin stratejik ve milli hedefleri, içeride ortaya çıkabilecek gerilimler nedeniyle ikinci plana düşmemelidir.
Türkiye terör meselesini çözmeye çalışırken yeni gerilimlerle uğraşmak zorunda kalmamalıdır.
Bahçeli’nin konuşmasının sonunda doğrudan gençlere hitap etmesi işte bu yüzden.
Bu dönemde iç cepheyi sağlam tutmak için en hassas, en kırılgan ve istismara en açık kesim olan gençlerimize azami özen göstermek, onları milli dayanışmanın tam merkezine almak zorundayız.
Sorunları çözülmeyen, görmezden gelinen gençlik, her türlü manipülasyona da provokasyona da açık hâle gelebilir.
Gençlerimize elbette vatan sevgisini vermek zorundayız.
Aynı zamanda o vatanda kendisine bir gelecek sunmak, iyi eğitim vermek, istihdam imkânı oluşturmak, fırsat eşitliğini sağlamak da zorundayız.
Gençlerin düşüncelerini önemsemek ve en önemlisi, bu ülkenin geleceğinde kendilerine yer olduğunu hissettirmek zorundayız.
Bahçeli bunun için gençlerimize “Türkiye sizin olsun” diyor.
Gençlerimize bir hediye vermiyor, müthiş bir sorumluluk yüklüyor.
Gençlerimizi Türkiye’nin geleceğinin sahibi olmaya davet ediyor.
Devletin karşısında duran bir güç değil, gençliği devletin geleceğini inşa edecek asli unsur olarak görmek istiyor.
Çünkü gençlik, Devletin gelecekteki yöneticileridir.
Cumhurbaşkanıdır, Meclis Başkanıdır, mühendisleridir, öğretmenleridir, askerleridir, hukukçularıdır.
Velhasılı Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve teknolojik bağımsızlığını sağlayacak insan kaynağıdır.
Gençliğin millî değerlere bağlılığını koruması bu nedenle yalnızca ideolojik bir mesele değildir aynı zamanda devletin devamlılığının korunmasıdır.
Türkiye Yüzyılı hedefinde nitelikli insan kaynağımız olmaz ise bu hedeflere ulaşmamız da imkansızdır.
Ve o nitelikli insan gücü bugünün gençliğidir.
Bahçeli’nin konuşmasında eğitim yatırımlarına, bilim ve teknolojiye, kültürel değerlere ve nitelikli insan gücüne yaptığı vurguya da bu çerçevede bakmak gerekiyor.
Fransa’daki bir öğrenci hareketinden yola çıkarak Türkiye’nin millî güvenliğine, toplumsal bütünlüğüne, eğitim sistemine ve gelecek nesillerine uzanan bir bağlantı kuran bu konuşma sadece bugünü değil, yarını da düşünüyor.
Gençliğin devlete olan güvenini korumanın, devletin geleceğini korumak olduğu düşüncesiyle aslında devletin tüm kurumlarına, tüm siyasilere ve hatta ailelere sorumluluklarınızı yerine getirin çağrısı bu.
Çünkü biliyoruz ki; milli değerlerine bağlı gençliğini kazanan bir ülke geleceğini kazanır, gençliğini ihmal eden bir ülke ise yarınını da vatanını da kaybetmeye mahkûmdur.