Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın 7 Ağustos’ta imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, 27 Ekim’de TBMM Dışişleri Komisyonundan geçti.

Şimdi Genel Kurulun önüne gelecek.

Anayasamıza göre usulüne uygun şekilde yürürlüğe konulmuş olan uluslararası sözleşmeler, kanun hükmündedir.

Eş anlatımla Mekke anlaşmasının maddeleri, iç hukukumuzun doğrudan bir parçası haline gelecek.

Uluslararası anlaşmaları sadece hukuk metni olarak görmememiz lazım.

Siyasi sorumluluk da doğururlar.

Türkiye, lider ülke olma ideali yanında özellikle bölgesel güvenlik kararlarında söz sahibi olmak, başka devletlerin kararlarına bağlı kalmak istemiyor.

Çünkü artık biliyoruz ki kendi sınırlarımızı korumanın ilk koşulu sınır ötesinin ülkemize tehdit oluşturmamasından geçiyor.

Siz bakmayın Mekke Anlaşması’na ABD’nin vekil eli olacağımız eleştirisi getirenlere.

Bu anlaşma, Türkiye’nin bölgesel güvenlik politikasında önemli bir adım olabilir.

Bu nedenle anlaşmanın iyi analiz edilmesi gerektiğini de düşünüyorum.

Üstelik getirdiği siyasi sorumluluk da bir hayli fazla.

Nitekim Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın iç siyasette en çok tartışılan maddesi elbette ikinci maddesi oldu.

Peki ne diyor ikinci madde?

Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı bir silahlı saldırı, tüm taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilir.

Ayrıca madde, saldırıya uğrayan ülkeye askerî imkânlar dâhil karşılıklı yardım öngörüyor.

Sığ siyasetin iflah olmaz karakterleri, maddenin ilk cümlesiyle Türkiye’yi hemen savaşa soksalar da gerçek öyle değil emin olun.

Bir kere aynı maddede yardımın kapsamı ve niteliği ayrıca değerlendirileceği gibi Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesindeki “meşru müdafaa hakkı” esas alınacak.

Ayrıca Türk askerinin yabancı ülkelere gönderilmesinde Anayasa’nın 92. Maddesi ve TBMM’nin yetkileri geçerliliğini koruyacak.

Yani iş birliği neyi gerektiriyorsa ona göre yardım edilecek.

Ancak ne olursa olsun ciddi uluslararası yükümlülüklerden bahsediyoruz.

Bu nedenle de vereceklerimizin yanında anlaşma ile neler kazanacağımızı iyi analiz etmek gerekir.

Öncelikle savunma sanayimiz için yeni bir iş birliği alanı açılacak bu anlaşma ile.

Sadece silah satmaktan bahsetmiyorum.

Fikri mülkiyet hakkı ve ticari sırlar bizde kalmak kaydıyla ortak üretim, araştırma, teknoloji geliştirme ve uzun vadeli sanayi yatırımlarını Türkiye açısından çok daha değerli buluyorum.

Değişen dünyada yeni savunma ortaklıklarının kurulması ise işin diplomatik siyasi kazancı.

Kaldı ki Mekke Ortak Savunma Anlaşması, kapalı devre bir anlaşma değil tam tersine katılıma açık bir anlaşma.

İşte geçen hafta Mekke Ortak Savunma İttifakının İran’a gerçekleştirdiği ilk ortak ve kritik ziyaret bunun en güzel örneği.

Suudi Arabistan ve Pakistan için yorum yapmayayım ama bölgesel güvenliğin yalnızca askerî tedbirlerle sağlanamayacağını en iyi bilen ülkelerden biriyiz.

Bu nedenle İran’la ilişkileri koparmadan devam edebilmek önemli.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son yıllarda başarı ile yürüttüğü çok yönlü dış politika, Türkiye’nin farklı ülkelerle aynı anda ilişki kurabilmesini de sağlıyor aynı zamanda.

Türkiye’nin milli menfaatleri neyi gerektiriyorsa ona göre hareket edebilmek başka bir deyişle.

Bölgemizdeki dengelere baktığımızda Türkiye’nin bölgesinde daha etkili olmak istemesi elbette önemli.

Fakat etki sahibi olmakla başkalarının sorumluluklarını üstlenmenin aynı şey olmadığını da söylemem gerekir.

Ne demek istiyorum?

Türkiye başka devletlerin güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan, fakat kendi ihtiyaçlarında yalnız bırakılan bir ülke olmamalı.

Askerî sorumluluk üstlenirken dış politikadaki karar verme bağımsızlığını da korumalı.

Savunma teknolojisi sağlarken ekonomik karşılığını da almalı.

Ve hiçbir şart altında kendi millî güvenlik önceliklerini ikinci plana atmamalı.

Netice olarak Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın bizim açımızdan başarısı güvenliğimize, ekonomimize ve dünyada ne kadar söz sahibi olmamıza sağladığı katkı ile anlaşılacak.
Bölgemizde yeni bir savaşı önleyebiliyor ya da arabulucu olabiliyor muyuz?
Savunma sanayimiz için kalıcı ortaklıklar kurabiliyor muyuz?
Krizlerde karar süreçlerini etkileyebiliyor muyuz?
Ve bütün bunları yaparken Türkiye bağımsız karar verebiliyor mu?

Bu sorulara evet cevabını verebiliyorsak Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye için gerçek bir kazanım olacaktır.

Bunun mimarı da çok yönlü dış politikayı yıllardır sabırla yürüten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olacaktır.