7 Ekimin üzerinden koskoca üç yıl geçti...

Unuttuk mu?

Alıştık mı?

Normalleşti mi her şey?

Önce olanlara tanık olduk dehşete kapılarak,

Sonra öfkeyle tepki verdik, bağırdık,çağırdık,

Slogan attık,yürüyüşlere katıldık.

Şimdi ise kendimize sormaktan kaçındığımız bir kayıtsızlıkla olanları izliyoruz sadece.

Sanki her şey normalmiş gibi.

Artık sadece görüyoruz,duyuyoruz, izliyoruz ve üzülüyoruz.

Sanki sorumluluklarımız sadece bunlarmış gibi.

Bu yazımda size kaç kişinin öldüğünü, kaç kişinin yaralandığını ya da başka istatistikleri vermeyeceğim.

Çünkü rakamlar ya da istatistikler önemli olsaydı

2 milyar nüfusu aşkın Müslüman kimlikli bir dünyayı yöneten, “İslam devleti” olarak tanımlanmış 54 ülke, 9 milyonluk İsrail karşısında adeta diz çökmezdi.

Diplomasi sonuna kadar zorlandı.

Hatta ateşkes bile sağlandı görünüşte.

Yardımlar ulaştırıldı.

Ama Gazze’de değişen bir şey yok.

Bunu ben söylemiyorum.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin ekim başında yayımladığı raporda; Saldırıların, temel malzemelerin girişindeki kısıtlamaların sürdüğünü ve kaynak yetersizliği yüzünden gıda yardımlarının azalacağını söylüyor.

Yani üç yılın sonunda hâlâ insanların suya, ilaca, yiyeceğe ve güvenli bir yere ulaşmasını konuşuyoruz.

Sistematik yok etme planı eksiksiz uygulanmaya devam ediliyor pervasızca.

Kısacası dünyanın bilmediği bir şeyden söz eetmiyoruz

Dünyanın bilip de durduramadığı, durdurmak için gereken iradeyi ortaya koyamadığı bir vahşetten söz ediyorum.

Peki siz ne yapıyorsunuz bu soykırıma karşılık?

Tek başıma ne yapabilirim ki demeyin!

İlk günlerdeki öfkeniz ne halde?

Yoruldunuz mu?

İsrail mallarına boykotunuz devam ediyor mu?

Filistin’e, Gazze’ye bir bardak su ulaşmasını sağlayacak yardım yaptın mı?

Maalesef esas sorunumuz burada sanki.

Toplumsal tepki duyarlılığımız azaldı.

Hangi ülkenin ne yaptığı ile ilgilenmiyorum.

Biz ne yapıyoruz?

Ne mi yapabilirsiniz?

İzmir’de Ege Üniversitesi ile Anadolu Ajansının iş birliğinde hazırlanan “Gazze’de Bir Gün” fotoğraf sergisini ziyaret edebilirsiniz mesela.

7 Ekim’de yani Kanlı Ekim’in yıl dönüşünde Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde, Anadolu Ajansı foto muhabirlerinin Gazze’de çektiği yaklaşık altmış fotoğraf sergilenmeye başlandı.

Sergi, 14 Ekim ’e kadar ziyaret edilebilecek.

Fotoğraflar soykırımı, Gazze’de yaşanan yıkımı, vahşeti, insanlık dışı yaşam koşullarını ve bütün bunların içinde yaşamaya çalışan insanları gösteriyor.

Adı üzerinde.

Gazze’de bir gün.

Sergiyi gezerseniz normal bir gün geçirmenin ne kadar değerli olduğunu anlayacak, şükredeceksiniz eminim.

İzmirlilere hatta tüm okurlarıma bir çağrıda bulunmak istiyorum.

Bu sergiye gidin.

Vakit ayırın.

Bir arkadaşınıza haber verin. Bir yakınınızı davet edin.

Asıl gidilmesi gereken sergi bu.

O fotoğrafların önünden aceleyle geçmeyin.

Sadece gözünüzle değil kalbinizle, vicdanınızla bakın bu fotoğraflara.

O fotoğraflara bakarken yapılması gerektiğini hissettiğiniz ne varsa, hiçbiri bu insanların hayatını güvenceye alacak ölçüde yapılmadığını bilin ve onu hissedin.

Orada bulunarak, Gazze’nin unutulmasına razı olmadığımızı göstermenin küçük ama somut bir adımını atın.

Bu serginin İzmir’le buluşmasına destek veren böyle bir meseleye Üniversitesi ile sahip çıkan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı’ya şükranlarımı sunuyorum.

İnsanlığa yönelen böylesine ağır bir saldırı karşısında hafızayı canlı tutmak için sorumluluk alan Anadolu Ajansına, foto muhabirlerine, sergiyi hazırlayanlara ve emeği geçen herkese de teşekkür ediyorum.

Sergiden çıktıktan sonra hepimizin kendine sorabileceği aynı soru var:

Ben ne yapıyorum?

Ben ne hissediyorum?

Çünkü üç yılın sonunda asıl hesabı önce kendimize vermeliyiz.

Gazze’de yaşananlara karşı çıkmak için aynı dinden,aynı milletten olmamıza gerek yok.

Önce insan olmayı öğrenmemiz gerekiyor.