Geçtiğimiz hafta İzmir Valisi Süleyman Elban, yanında kentin güvenlik ve asayişinden sorumlu makam sahipleriyle birlikte “cici medya” karşısına geçip, “söylemek istediklerini” bir güzel dikte ettirdiler ve aynen de yayınlattılar.

Vali Beyin açıklamasından sonra anladık ki asayiş, İzmir şehrinde pek “berkemal” imiş. Hatta tamı tamamına “169 adet suç örgütü” çökertilip derdest edilmiş.

Pek ala da tam bu konuyu yazıya havale edecekken, adında “halk” olan ve tarihte ülkede “çok partili demokrasiye” sorunsuz geçişi sağlayan, her şeyden önemlisi de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “benim iki eserimden biri” diyerek işaret ettiği CHP’nin, İzmir’i “keklik” yerine koymasının “tescilini” yaptığı güya “demokratik kongre” konusu çıktı.

Bendeniz de AK Parti hükümetinin atadığı Vali Bey hazretlerinin açıklamasından daha önemli bulduğumdan, özellikle 2023 şubat ayından itibaren İzmir’i şımarıkça istismar eden CHP’nin, ısrarla “demokrat taklidi” yapmasını yazayım istedim.

Biliyorum ki bazı “çok demokrat CHP’li” dostlar, ülkeden ve kentten ziyade kendi ikballerini önemli gördüklerinden, bana ya “yine talimat almış” diyecekler ya da hem okuyup hem de “aman canım kaç kişi okuyor” diyecekler. Var olsunlar da amacımın “tarihe kayıt düşürmek” olduğunu bilmeyecek kadar cahil olduklarını da kanıtlıyorlar ya, pek gülüyorum inanın.

NEDİR BU “KEKLİK” GÖRMEK?

1999 seçimlerinde rahmetli Ahmet Piriştina’nın DSP’den seçilmesinden bu yana, İzmir’de kesintisiz “CHP fikriyatı” yerel iktidardan inmedi. Zaman içinde CHP, öyle bir ruh haline büründü ki, İzmir seçmeninin kendinden vazgeçemeyeceğine kanaat getirdi. Bir yerde haklıydı. Zira CHP’nin alternatifi AK Parti’ydi ve AK Parti de inanılmaz bir stratejiyle İzmir’i kazanmayı hiç istemedi. Üstelik dünyaya bakışındaki “Arabi ve Farisi” ayrıntılar da zaten İzmir seçmeninin kabul edeceği mevzular değildi. Hatta AK Parti bazı seçimlerde “ucuna kadar” geldiği başarıyı, garip şekilde bazı söylem ve davranışlarla hep elinin tersiyle itti.

Hal böyle olunca da 2004, 2009, 2014, 2019 ve 2024 yerel seçimlerini ekseriyetle CHP kazandı, CHP’li adaylar “başkan” oldu. Tabii meclislerde de çoğunluk hep CHP’de kaldı. 2019 seçim sonuçlarına kadar İzmir’in belediye başkanları “Ankara’da gözdeydi” 2019’da ise, şahsen “anlayamadığım” bazı ayrıntılarla İstanbul’un CHP’ye “olaylı” geçmesi ve Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Belediye Başkanı olmasıyla İzmir, biraz geri “bıraktırılmaya” başlandı. Ama bu sırada Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’ydu ve İzmir’in temel bulmuş kimliğini, alakasız isimleri liste başı yaparak vekil eden de Kemal Beydi. Kemal Beyin “kurmayı” kimdi peki? Tabii ki, bugünkü genel başkan Özgür Özel…

Burada kesiyorum zira, yakında size Ahmet Piriştina’dan Cemil Tugay’a tüm CHP’li başkanların farklarını yazmayı planlıyorum. Tabii dönemsel olaylar ve gözlemlerle.

CHP, 5 Kasım 2023 tarihinde gerçekleştirilen kurultayda tam bir “değişim dönüşüm” dönemine “sokuldu”. Bu dönem ileri ki tarihte “yıkılmanın önsözü” kabul edilir mi bilemem ama, bugün Özgür Özel ve takımını eleştirdiğimiz “olumsuzluklar” ne yazık ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun son döneminde, yine içinde Özgür Özel ve takımının yer aldığı dönemde başladı.

1999’dan 2024’e dek seçilen tüm CHP’li başkanların kent aidiyeti, donanım, karakter özelliklerini masaya yatırdığımızda çıkan sonuç, bugün için muhteşem bir düşüştür. Önceleri, kılı kırk yararak belirlenen adaylar, daha sonra bazı “parti efendilerinin” nepotik bakışlarına göre belirlendi. Belirlenen adaylar İzmir tabanında tepkiyle karşılaşsa da “AK Parti gelecek rakı-balık bitecek” korkusuyla, tepkilere rağmen “yetersiz isimler” başkan oldu. Hepsi değil tabii ama ne yazık ki sonuçta istisnalar, kaideyi bozmuyor.

Kasım 2023’te seçilen “nepotizm bayraktarları” İzmir’e öylesine “keklik” gözüyle baktılar ki, şımarıklık, menfaat hissi, ayrımcılık, kayırmacılık ve İzmir aidiyetini hiçe sayıp, kent kimliğini hedef görme “siyaset” sayıldı.

Burada “keklik görmek” ne demek onu da yazayım. “Elde edilmesi çok kesin olan veya çok kolay olan bir şey, bir kişi veya bir durum için” söylenir bu söz. Öyle olduğu da son İzmir kongresinde açıkça tescillendi.

Ancak burada bir parantez açmam lazım.

Şu an hapiste tutulan Ekrem İmamoğlu’nun, İzmir’i de İstanbul’un “en uzak ilçesi” gördüğünü hatırlatmam gerekir. İzmir’in son vekillerinden liste başlarını İzmir’e “kakalayanın” İmamoğlu olduğunu herkes söylüyor. Öte yandan İstanbul Planlama Ajansı’nın bir anda İzmir’in bazı bölgelerine “ilgi duyması” da hayra alamet değildi. Hatta “damdan düşürülen” son il başkanının dahi, Özgür Özel değil Ekrem İmamoğlu’nun “içerinden” baskısıyla “icat edildiğine” inananlar da var. Lakin son il başkanının “pat diye ortaya” çıkması Özgür Özel, İmamoğlu kliği, Cemil Tugay ve takımıyla İzmir’deki bazı “lobilerin” ürünü olduğunu ve nihai amacının da gerekirse AK Parti ile de iş birliği yapılıp İzmir’in “kırmızı çizgilerini” silmek bulunduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Zira bugün Atatürk gerçeği de “Parlamenter Demokrasi de” mevcut CHP’nin “söylemleri” içinde değil.

İnanın özellikle İzmir’de saygı duymaya devam ettiğim bazı eski CHP’lilere de “hatırlatılacak” çok konu ve olay var. Çünkü İzmir’deki “hafıza kaybının” özellikle yaratıldığını, İzmir’de İzmirlilikten yana olanların itinayla tasfiye edildiğini özellikle bilen ve yaşayanlardanım. Cumhuriyet Bayramı yaklaşıyor ve CHP’nin İzmir’deki heyecansızlığı dikkate değer doğrusu. Gazi Paşa’nın kemikleri kim bilir nasıl sızlıyordur!

Gelelim şu son kongre meselesine. Komedya mı desek, tragedya mı bilemedim.

CHP İzmir kongresi...

Adına “demokrasi şöleni” dediler.

Şölen” dediler ama ortada ne “demokrasi” vardı ne de “şölen”.

Sahne önceden kurulmuş, roller dağıtılmış, alkışlar bile provadan geçmişti belki de. Önceleri “demokrasiden” bahsedip “ben aday olacağım” diye taraftarlarını sahaya sürenler, bir anda “ikna” edildiler. Neden ve ne karşılığı meçhul ama, ideolojik saiklerin olmadığı çok açık. Zira CHP’de “ideoloji” öldürüleli çok oldu!

Genel Başkan işaret etti, İzmir’de tek aday çıktı: Çağatay Güç.

Peki kim bu Çağatay Güç?

İzmir il başkanı oldu ama Aliağa’da “çok seviliyormuş”. Kimler seviyormuş, ne yapmış da sevilmiş bilmiyoruz. Ama Aliağa’da oluşan sevginin İzmir’e de sirayet edeceğine ilişkin feodal bir düşünce eğilimi var, hem de İzmir’e hakaret kıvamında.

Genç adam, yüzü gülüyor, Trabzon kökenli, adını ilk 2024 seçimlerinde Özgür Özel’in dayattığı “genç” markalı adaylar arasında duyduk.

Ne oldu? Seçimi kaybetti. E hani Aliağa’da herkes seviyordu? Ama “az fakla” kaybetti.

Sonra?

“Malum Başkan Tugay” Aliağa’da görür görmez “ne güzel adam” demiş. Doğru ya, yüz güzelliği, siyasette olmazsa olmaz? Çünkü her “seçilen” artık sosyal medyada “içerik üreticisi”!

Peki ailesinin eğim şirketinde çalışılırken nasıl “memur” olup pat diye “İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı” edilmiş? İşte onu Özgür Özel ve “yeni CHP” siyasetine sormak lazım. Çünkü Özgür Özel ve İmamoğlu kliği, Çağatay kardeşimizde, “farklı” bir “ışık” görmüş.

Demedi demeyin… Böylesine “hızla yükselen” çok aktör var tarihte… Ama? Haydi şimdilik boş verin.

Genel Merkezdeki gerçekte “İzmir kimliği karşıtı” güç, tabii ki İzmir’de İzmir’e yabancılarla, istediği yapıyı kuracak. İl Örgütü de bunun kalesi olacak. Olacak ama “tezgâh” bence farklı.

Çağatay Güç, Aliağa’da başkan olamadı. Sonra ne oldu? Aliağa’ya da hükmedebilecek bir makama “getirildi”. Kim getirdi? “Mevcut Kibirli Başkan”. Peki bunu gerçekte kim istedi? Tabii ki Özgür Özel ve İmamoğlu kliği. Gerçek amaç ne peki?

Cemil Tugay nam “mevcut başkan”, bir kere “sevgisizliğini” kurduğu kadroda, başta çalışanlarına zulümde gösterdi. Tarihin en çok “kul hakkı yiyen” belediye başkanı oldu, AK Partiyle “gizemli iletişimi” şehir efsaneleri yarattı, kadrosundaki kibir yüklü merhametsiz yapı, Başkanın kent cehaletinden de cesaret alıp, İzmir’in yerli dinamiklerini tasfiye etti. Başkan kendi medyasını, kendi toplumunu, kendi sosyetesini bir buçuk yılda kurdu. İzmir’in temeli olan CHP yapısını, bir yılda yerle yeksen etti. Kongrede çelişkili koşulmasıyla İnönü ve Ecevit’ten bahsetti ama Atatürk’ü sadece “Kuvva-i Milliye” bağlamında andı. Kucağına düşen krizleri yönetemedi ve tabii ki partisi içinde, duyulmasa da büyük tepki aldı. Hatta Özgür Özel’in kendisini aday gösterdiğine pişman olduğu bile duyuldu

Tarih 2025. 2026 kapıda.

Erken seçim olur mu olmaz mı bilemem ama deniz çok dalgalı. 2029 yaklaşıyor. Büyükşehir’e “öğrenen” biri lazım…

Bu ya bugünün bir ilçe belediye başkanı ya da… Tabii ki Çağatay Güç…

Demokrasi bu topraklarda çok uzun zamandır vitrin malzemesi zaten.

Kullanım süresi seçimden seçime uzayan bir kavram.

CHP’nin bugünkü hali ise bunun en trajik örneği. Çünkü tarih boyunca “halka umut” diye sunulan “şey”, bugün sadece “yukarıdan aşağıya inen” bir liste haline geldi.

Sandığın yerini masa, iradenin yerini imza, halkın yerini protokol aldı.

İzmir… Bir zamanlar direnişin, özgürlüğün, sorgulamanın şehriydi. Şimdi aynı şehirde “ilk biat” yarışları yapılıyor.

Bir zamanlar işgale başkaldıran İzmir, bugün parti içi vesayete sessiz kalıyor.

Kongre salonları halk kürsüsü olmaktan çıkmış, yönetim tarafından hazırlanmış tek perdelik oyunların sahnesine dönüşmüş durumda.

Ve ironik olan şu:

Bu tabloya “demokrasi şöleni” deniyor. Tarihi bilenler için bu, “ironi” değil, tam bir “kara mizah”.

Eleştireni hain, düşüneni tehdit, farklı düşüneni düşman ilan eden bir yapıdan ne demokrasi çıkar ne umut. İnanmayan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve hepi topu 15 yıllık CHP’li “malum başkana” baksın!

Kendine “halkın partisi” diyen bir kurum, halkın sesini duymaktan bu kadar mı korkar?

Ve nasılsa İzmir, “çantada keklik”?

Acaba öyle mi?

Bu yapılanlar acaba İzmir’de yeni muhalif yapıların kurulmasına neden olmaz mı? CHP’ye “orijinal” kimliğini hatırlatacak, menfaatten uzak, inançlı kitleler yok mu? İzmir’i İstanbul ya da Manisa’nın, Diyarbakır, Malatya ya da Batman’ın “peyki” yapmaya çalışanlara “dur” diyecek yapılar yok mu?

İzmir’i “keklik” sananlar şunu unutmamalı:

Bu şehir, tarih boyunca kimsenin avı olmadı.

İzmir, sessizdir, sabırlıdır, bekler, izler, not alır ve….

Bu topraklarda bir kurşun sıkıldı, adı özgürlüktü. O ses hâlâ yankılanıyor: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” İzmir boşuna Mustafa Kemal’in “en sevdiği şehir” olmadı. İzmir’e duyulan yılların kıskançlıkları da bundandır zaten!

Özgür Özel ve takımı ile Cemil Tugay, Çağatay Güç ve “saz arkadaşları” bu gerçeği unuttularsa, mutlaka hatırlatacaklar çıkar.

“Vatanın bağrına düşman dayasa da hançerini, bulunur kurtaracak bahtı kara maderini”