Canım Kadın,

Bugün sana bakış açılarından bahsetmek istiyorum. Çünkü hayatta en çok kırıldığımız yer, çoğu zaman yanlış anlaşılmak oluyor.

Birinin seni eksik görmesi. Birinin seni abartılı bulması. Birinin seni fazla duygusal, fazla mesafeli, fazla iddialı ya da yetersiz sayması…

Ve sen bir süre sonra şunu sorgulamaya başlıyorsun: “Acaba gerçekten öyle miyim?”

Oysa çoğu insan dünyaya kendi iç dünyasının camından bakar. O cam ne kadar temizse o kadar net görür. Ne kadar çizikse, dışarıyı da çizik zanneder.

Seni anlamayan herkes kötü kalpli değildir. Bunu önce kabul edelim. Bazıları gerçekten kapasitesi kadar görür. Kapasitesi kadar empati kurar. Kapasitesi kadar düşünür.

Ufku dar olan birinin, senin genişliğini kavrayamaması senin hatan değildir.

Ama biz ne yapıyoruz?

Birinin sınırlı algısını kendi gerçeğimiz zannediyoruz.

Birisi seni “fazla” buldu diye kendini kısmaya başlıyorsun. Birisi seni “yetersiz” gördü diye potansiyelini sorguluyorsun. Birisi seni anlamadı diye kendini yanlış anlatmışsın gibi hissediyorsun.

Hayır.

Belki de sadece aynı yükseklikten bakmıyorsunuz.

Canım kadın, herkesin yetiştiği ev farklı. Herkesin öğrendiği sevgi dili farklı. Herkesin korkuları farklı. Herkesin travmaları farklı.

Kimi insan duyguyu tehdit gibi algılar. Kimi başarıyı kibir zanneder. Kimi özgürlüğü saygısızlık sanır. Kimi sessizliği suçluluk gibi yorumlar.

Çünkü insan, anlamadığı şeyi çoğu zaman yanlış etiketler.

Burada önemli olan şu:

Karşındaki seni nasıl gördü değil, sen kendini nasıl gördüğünü kaybediyor musun?

Eğer birinin bakışı seni kendinden uzaklaştırıyorsa, orada durup düşünmen gerekir. Çünkü başkasının çerçevesi, senin sınırın olmak zorunda değil.

Elbette empati kuracağız. Elbette anlamaya çalışacağız. Elbette iletişim kuracağız.

Ama kendimizi küçülterek değil.

Birinin dar alanına sığabilmek için ruhunu bükersen, bir süre sonra kendine yabancılaşırsın.

Ve en tehlikelisi şu olur: Seni yanlış anlayan kişiyi düzeltmeye çalışırken, kendi özünü kaybetmeye başlarsın.

Canım kadın,

Herkes senin derinliğini görmek zorunda değil. Herkes senin niyetini anlamak zorunda değil. Herkes senin vizyonuna yetişmek zorunda değil.

Ama sen, sırf anlaşılmak için kendini basitleştirmek zorunda değilsin.

Şimdi sana küçük bir egzersiz bırakıyorum.

✨ Egzersiz: Kimin Gözlüğü?

Son zamanlarda seni rahatsız eden bir eleştiriyi düşün. Birinin sana söylediği ya da hissettirdiği bir şeyi.

Bir kağıda şunu yaz: “Bu yorum bana ne hissettirdi?”

Altına şunu yaz: “Bu kişinin dünyası nasıl olabilir?”

Şu soruları cevapla: – Bu kişi risk alan biri mi? – Duygularla arası nasıl? – Değişime açık mı? – Kendi hayatında cesur kararlar almış mı?

Sonra kendine şunu sor: “Bu yorum gerçekten benim gerçeğim mi, yoksa onun sınırı mı?”

Bu çalışma sana şunu gösterecek: Bazı yargılar sana ait değil. Bazı sınırlamalar sana ait değil. Bazı korkular sana ait değil.

Sadece karşındaki insanın kapasitesinin dışa vurumu.

Canım kadın,

Anlaşılmamak can yakar, evet. Ama yanlış bir çerçeveye sığmaya çalışmak daha çok yakar.

Büyümüş bir zihnin, dar bir kalıba sığması mümkün değildir. Sığarsa kırılır.

O yüzden herkesle aynı dili konuşamayabilirsin. Herkesle aynı derinlikte bağ kuramayabilirsin. Herkes seni aynı yerden anlayamayabilir.

Bu bir eksiklik değil. Bu bir uyum meselesi.
Sen kendini tanıdıkça, kimin penceresinden bakmaya değer olduğunu daha net seçersin.

Ve şunu unutma:

Seni anlamayan herkes düşmanın değil. Ama seni sürekli küçülten yerde kalmak, kendine haksızlıktır.

Gerçek, tek bir çerçeveye sığmaz. Ve sen, bir başkasının dar bakışına indirgenecek kadar küçük değilsin.

Canım kadın,

Kendini kaybetmeden empati kur. Kendini küçültmeden anlayış göster. Ama sırf anlaşılmak için özünden vazgeçme.

Çünkü sen kendi gerçeğini bildiğinde, başkasının sınırları seni sınırlayamaz.