Küçük bir esnaf düşünün. İstanbul’da bir dükkânı var, işleri büyüyor. Sonra Almanya’ya,
Fransa’ya, Hollanda’ya satış yapmak istiyor. Ancak her ülkenin farklı şirket kuralları, farklı
bürokrasisi, farklı yasal düzenlemeleri karşısına çıkıyor. Her sınırda ayrı prosedür, ayrı
maliyet, ayrı hukuki süreç… İşte Avrupa uzun yıllar boyunca bu soruna çözüm aradı. Sonunda
ortaya yeni bir şirket modeli çıktı: Societas Europaea, yani kısaca SE.
Societas Europaea
Türkçeye çevrildiğinde buna “Avrupa Şirketi” denilebilir. Aslında amaç oldukça basitti: Avrupa
içinde faaliyet gösteren büyük şirketlerin her ülkede ayrı ayrı şirket kurmak zorunda
kalmadan, daha ortak bir çatı altında çalışabilmesini sağlamak.
Peki bu sistem tam olarak nedir? İnsanların hayatını neden ilgilendirir?
Öncelikle şunu söylemek gerekir: Günümüzde ekonomi artık mahalle, şehir hatta ülke
sınırlarını aşmış durumda. Bir otomobilin motoru Almanya’da üretilirken elektronik parçaları
başka bir ülkeden gelebiliyor, montajı ise başka bir yerde yapılabiliyor. Şirketler de artık
sadece kendi ülkelerinde değil, birçok ülkede faaliyet göstermeye çalışıyor.
Fakat burada önemli bir sorun ortaya çıkıyor. Her ülkenin şirket hukuku farklı. Bir yerde vergi
sistemi başka, çalışan hakları başka, şirket yönetim yapıları başka.
Bu durum şirketler için ciddi maliyet anlamına geliyor.
Bir şirket Avrupa’nın beş farklı ülkesinde faaliyet gösteriyorsa bazen beş farklı şirket gibi
hareket etmek zorunda kalabiliyor. Bu da hem zaman kaybı hem de ek masraf yaratıyor.
İşte Societas Europaea modeli tam bu noktada devreye giriyor.
Bu sistem sayesinde Avrupa içinde faaliyet gösteren bazı şirketler tek bir Avrupa şirketi çatısı
altında birleşebiliyor.
Basit bir örnek düşünelim.
Bir Türk vatandaşının Almanya’da bir şirket ortağı olduğunu düşünelim. Şirket daha sonra
Fransa ve İtalya’da da büyümek istiyor. Klasik yöntemde her ülkede yeni şirket yapılanmaları
kurmak gerekebilir. Ancak SE modeli sayesinde daha ortak bir yapı oluşturulabiliyor.
Bu durumun şirketlere bazı avantajları bulunuyor.
Birinci avantaj yönetim kolaylığıdır.
Çok sayıda ülkede faaliyet gösteren şirketler daha sade bir organizasyon kurabiliyor.
Bürokratik işlemler azalabiliyor.
İkinci avantaj maliyet tasarrufu.
Şirketler ayrı ayrı yapılanmalar yerine daha birleşik sistemlerle çalışabiliyor. Bu da hukuki ve
idari giderleri azaltabiliyor.
Üçüncü avantaj ise hareket kabiliyeti.
Örneğin bir şirket merkezini Avrupa içinde başka bir ülkeye taşımak istediğinde geleneksel
şirket yapılarında çok karmaşık işlemlerle karşılaşabilir. Ancak SE sistemi bunu daha kolay
hale getirmeyi amaçlıyor.
Elbette her sistemin olduğu gibi bunun da eleştirilen yönleri var.
Eleştirilerin başında çalışan hakları geliyor.
Bazı sendikalar ve çalışan temsilcileri şu soruyu soruyor:
“Şirketler bu modeli kullanarak daha düşük maliyetli ülkelere yönelip çalışan haklarını
zayıflatabilir mi?”
Bu kaygı tamamen sebepsiz değil. Çünkü şirketler doğal olarak daha düşük maliyet, daha
fazla verimlilik ve daha kolay çalışma ortamı arayabiliyor.
Bu nedenle Avrupa düzenlemeleri çalışanların yönetime katılımı konusunda çeşitli kurallar da
getirdi.
Örneğin bazı durumlarda çalışan temsilcilerinin şirket yönetiminde yer almasına ilişkin
hükümler uygulanabiliyor.
Bir başka eleştiri de sistemin daha çok büyük şirketlere uygun olması.
Çünkü SE modeli belirli sermaye koşulları ve hukuki prosedürler içeriyor. Küçük işletmeler
için bu yapı bazen karmaşık ve maliyetli görülebiliyor.
Bu yüzden mahalledeki küçük esnafın ya da küçük aile işletmesinin hemen SE şirketi kurması
beklenmiyor.
Bu yapı daha çok sınır ötesi çalışan büyük şirketler için tasarlanmış durumda.
Yine de dünya ekonomisinin gittiği yön düşünüldüğünde bu model önemli bir değişimin
işareti sayılıyor.
Eskiden şirketler yalnızca kendi ülkelerinin kurallarına göre hareket ederdi. Şimdi ise
ekonomik ilişkiler sınırları aşmış durumda.
Bugün Avrupa’da şirketlerin önünde duran soru yalnızca “Nasıl üretelim?” değil.
Aynı zamanda “Nasıl daha hızlı hareket edelim?”, “Nasıl daha az bürokrasiyle çalışalım?” ve
“Nasıl daha rekabetçi olalım?” soruları da önem kazanıyor.
Societas Europaea tam olarak bu soruların ortasında ortaya çıktı.
Belki vatandaş günlük yaşamında doğrudan bu adı duymayabilir. Ancak kullandığı
otomobilde, bankacılık hizmetlerinde, teknoloji ürünlerinde veya büyük sanayi yatırımlarında
bu tür şirket modellerinin etkisi hissedilebilir.
Çünkü ekonomi sadece fabrikalarda ya da finans merkezlerinde şekillenmiyor. Ekonominin
kuralları değiştiğinde bunun etkisi işçiden tüketiciye, yatırımcıdan küçük işletmelere kadar
herkese uzanıyor.
Ve görünen o ki geleceğin dünyasında şirketler yalnızca bir ülkenin değil, giderek daha fazla
bölgenin ve hatta dünyanın oyuncuları haline geliyor. Societas Europaea da bu büyük
değişimin önemli örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]