Canım Kadın,
İnsan bazen içinde taşıdığı bazı şeyleri o kadar derine saklar ki zamanla onların varlığını bile unutmaya çalışır. Söylenmeyen sözler, anlatılmamış kırgınlıklar, dile gelmemiş acılar… Sanki konuşulmazsa yok olacaklarmış gibi davranırız. Oysa hayatın sessiz ama çok güçlü bir gerçeği vardır: Bir şeyi yüksek sesle söyleyecek kadar cesur olmadıkça onu gerçekten iyileştiremezsin.
Çünkü insanın iç dünyasında bastırılan hiçbir duygu tamamen kaybolmaz. Sadece yer değiştirir. Bazen bedene yük olur, bazen zihne. Bazen sebepsiz bir huzursuzluk olarak çıkar karşımıza, bazen açıklayamadığımız bir yorgunluk olarak.
Konuşulmayan duygular içerde yaşamaya devam eder.
Canım Kadın,
Birçok insan güçlü olmak ile susmayı karıştırır. “Bunu konuşmaya gerek yok”, “Geçti artık”, “Üzerinde durmaya değmez” gibi cümleler aslında çoğu zaman gerçek bir iyileşmenin değil, kaçınmanın işaretidir.
Oysa iyileşme çoğu zaman bir itirafla başlar.
“Bu beni kırdı.”
“Bu durum beni çok yordu.”
“Bunu yaşamak benim için ağırdı.”
Bu cümleleri kurmak sandığımızdan daha zordur. Çünkü insan bir şeyi dile getirdiğinde onun gerçekliğiyle de yüzleşir. Ama aynı anda başka bir kapı da açılır: özgürlük.
Canım Kadın,
İçinde tutulmuş duygular insanı yavaş yavaş ağırlaştırır. Bir sırt çantası düşün. Başta küçük bir taş koyarsın, sonra bir tane daha, sonra bir tane daha… Zamanla çantanın ağırlaştığını fark edersin ama hangi taşın seni yorduğunu tam olarak hatırlamazsın.
İşte konuşulmayan duygular da böyledir.
İnsan çoğu zaman neden bu kadar yorgun hissettiğini anlayamaz. Ama içinde yıllardır taşınan, hiç dile gelmemiş birçok duygu vardır.
Söylemek sadece karşı tarafa bir şey anlatmak değildir. Aynı zamanda kendine de dürüst olmaktır.
Canım Kadın,
Bir duyguyu ifade etmek onun gücünü azaltır. Çünkü duygular en çok karanlıkta büyür. Işığa çıktıklarında ise şekilleri değişir. İnsan bir şeyi ilk kez yüksek sesle söylediğinde çoğu zaman şöyle hisseder: “Demek ki bunu gerçekten yaşamışım.”
Bu farkındalık iyileşmenin başlangıcıdır.
Çünkü insan ancak kabul ettiği şeyleri dönüştürebilir.
Yok sayılan hiçbir duygu şifa bulmaz.
Canım Kadın,
Burada önemli olan her şeyi herkese anlatmak değildir. Bazen bir dostla konuşmak yeter. Bazen bir terapistle. Bazen de sadece bir kağıda yazmak.
Önemli olan şey duygunun görünür hale gelmesidir.
İnsan içindeki hikâyeyi dile getirdiğinde artık onun esiri olmaktan çıkmaya başlar.
Sessizlik bazen koruyucu olabilir ama uzun süreli sessizlik çoğu zaman iç dünyayı yalnızlaştırır.
Canım Kadın,
Şimdi sana küçük ama güçlü bir egzersiz bırakmak istiyorum.
Egzersiz: Söylenmemiş Cümle
Bir kağıt al ve şu cümleyi yaz:
“Bugüne kadar söylemeye cesaret edemediğim bir şey…”
Sonra dur ve düşün.
Belki bir kırgınlık.
Belki bir hayal kırıklığı.
Belki bir korku.
Belki de sadece “Ben de yoruldum” diyebilme ihtiyacı.
O cümleyi olduğu gibi yaz. Sansürlemeden, düzeltmeden.
Sonra kağıda tekrar bak ve kendine şu soruyu sor:
“Bunu ifade etmek bana nasıl bir hafiflik getirir?”
İnsan bazen sadece bir cümleyle yıllardır taşıdığı bir yükü hafifletebilir.
Canım Kadın,
İyileşmek çoğu zaman büyük mucizelerle değil, küçük dürüstlüklerle başlar. Kendine dürüst olmak, hissettiğini kabul etmek, gerektiğinde sesini duyurmak…
Bunlar zayıflık değildir.
Tam tersine insanın kendine sahip çıkmasının bir yoludur.
Unutma, içindeki duyguların sesi bastırıldığında kaybolmaz. Sadece daha derine iner.
Ama bir gün cesaret edip onları ifade ettiğinde başka bir şey olur.
İçinde yeni bir alan açılır.
Ve o alanın içinde huzur büyümeye başlar.
Bu yüzden bazen iyileşmenin ilk adımı çok basittir:
Sessiz kalmayı bırakmak.
Ve kendi gerçeğini, önce kendine sonra hayata söyleyebilmek.
İşte o zaman insan gerçekten hafiflemeye başlar, Canım Kadın.