Canım Kadın,

Bazen aç değilsin…
Ama yine de yiyorsun.
Bazen canın gerçekten tatlı istemiyor…
Ama elin gidiyor.

Ve sen bunu “iradesizlik” sanıyorsun.

Oysa mesele çoğu zaman yemek değil.

Mesele, hissetmek istemediğin duygular.

Çünkü beden çok dürüsttür.
Zihin inkâr eder, erteler, bastırır…
Ama beden saklamaz.

Gün içinde susturduğun ne varsa,
gece tabağında karşına çıkar.

Fark ettin mi?
Kararsız olduğunda daha çok ekmek yersin…
İçinde söyleyemediğin bir öfke varsa acıya yönelirsin…
Sevilmeye ihtiyaç duyduğunda tatlı krizine girersin…

Bu bir zayıflık değil Canım Kadın.
Bu, bedeninin seninle konuşma şekli.

Çünkü sen duygunu ifade etmediğinde,
beden onu başka bir yoldan ifade eder.

Gece yemek yiyorsan…
Bu açlık değil, gündüz bastırdıklarının sesidir.

Sürekli atıştırıyorsan…
Bu can sıkıntısı değil, içindeki boşluğu doldurma çabasıdır.

Çok kahve içiyorsan…
Yorgun değilsin demek için kendini zorladığının işaretidir.

Ve en önemlisi…
Doyduğunu hissetmiyorsan…
Bu sadece mideyle ilgili değildir.
Bu, hayatında sınır koyamadığın yerlerin yansımasıdır.

Canım Kadın,

Sen yemeği değil,
duygularını kontrol etmeye çalışıyorsun.

Ama bastırılan hiçbir şey kaybolmaz.
Sadece şekil değiştirir.

Bazen çikolata olur,
bazen ekmek,
bazen de “bir lokma daha…”

Şimdi kendine dürüst bir yer aç.

Bugün ne yediğini değil…
neden yediğini fark et.

Küçük ama güçlü bir egzersiz:

Bir dahaki yemek anında dur.
Gerçekten aç mısın, yoksa bir şeyden mi kaçıyorsun?

Kendine şu soruyu sor:
“Şu an neye ihtiyacım var?”

Yemek mi…
yoksa görülmek mi?
Dinlenmek mi…
yoksa biraz sevilmek mi?

Sonra 5 dakika kendine ver.
Hemen yemeğe koşma.

Nefes al.
Bekle.
Hisset.

Eğer hâlâ açsan, ye.
Ama bu sefer farkındalıkla.

Çünkü bilinçle yediğin hiçbir şey,
seni tüketmez.

Canım Kadın,

Senin ihtiyacın olan şey daha az yemek değil.
Daha çok hissetmek.

Kendini duymaya başladığında,
bedenin bağırmayı bırakır.

Ve bir gün fark edersin ki…
artık yemekle değil,
kendinle doyuyorsun.