‘Bir imza bir ömrü silmez’ diyerek aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine hükmetti.
Bugün Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararı, sadece bir yargı kararı değil, vicdanın sesidir.

Yirmi iki yıl aynı yastığa baş koymuş, üç çocuk büyütmüş bir kadın; bir imza incelemesiyle “evli sayılmadı.”
Ve bu, hukuk tarihine hem ibret hem utanç olarak geçti.

Akyazı Asliye Hukuk Mahkemesi, evlenme kütüğündeki imzanın eşe ait olmadığı yönündeki bir bilirkişi raporuna dayanarak “evliliğin yok hükmünde” olduğuna karar verdi.
Oysa nikâhı kıyan muhtar, “taraflar huzurumda bizzat imza attı” demişti.
Tanıklar da aynı şeyi söyledi.

Düğün fotoğrafları, davetiyeler, 22 yıl süren ortak yaşamın izleri dosyadaydı.
Ama mahkeme bütün bunları tartışmadan, yalnızca o teknik raporu esas aldı.
Bilirkişi burada suçlu değil; çünkü bilirkişi yalnızca teknik bir görüş bildirir, hüküm vermez.
Sorun, o görüşü tek ve mutlak gerçekmiş gibi kabul eden yargısal zihniyettedir.
22 yıl önce atılmış bir imzanın bugün birebir aynı görünmemesi kadar doğal bir şey yoktur.
İnsan yaşar, hastalanır, el titrer, yazısı değişir.

Ama o değişimin içinde bir hayat, bir geçmiş, bir aile vardır.
İşte hukuk bunu göremediğinde, adalet körleşir.
Ve en acısı: Bu davayı açan kişi, o imzanın yanındaki diğer isimdi.
Bir zamanlar “eşim” dediği, üç çocuk babası olan kişi.
Mal paylaşımından kaçmak için, bir ömrü silmeye kalkıştı.
Kâğıt üzerinde kazandığını sananlar, aslında insanlıklarını kaybediyorlar.
Anayasa Mahkemesi bu tabloyu önüne koydu ve adaletin yönünü yeniden çizdi.
Kararında dedi ki:

“İlk derece mahkemesi, nikâhı gerçekleştiren muhtarın ve diğer tanıkların ‘tarafların bizzat huzurda imza attığı’ yönündeki beyanlarını, düğün fotoğraflarını ve 22 yıllık fiili evlilik olgusunu tartışmadan, yalnızca imza incelemesine dayalı bilirkişi raporuna üstünlük tanımış; bu nedenle karar yetersiz gerekçelidir.”

Yüksek Mahkeme, bunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlali anlamına geldiğini tespit etti.
Devletin, aileyi koruma yönündeki pozitif yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmediğini belirtti.
Ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına hükmetti.
Bu karar, sadece bir kadının değil, bütün toplumun vicdanına yöneliktir.
Çünkü Anayasa Mahkemesi şunu söyledi:
“Devlet, vatandaşının aile hayatını korumakla yükümlüdür.”
Bu sadece bir hak değil, bir sorumluluktur.

Aile, devletin korumasına emanet bir kurumdur.
Bu emanet, laboratuvar analizleriyle değil, insan hikâyeleriyle ayakta kalır.
Bir imzayı yok sayabilirsiniz, ama 22 yıllık bir hayatı silemezsiniz.
Bir kadının gözyaşını, bir annenin emeğini, çocukların gülüşünü inkâr edemezsiniz.
Bugün Anayasa Mahkemesi, sadece hukukun değil, insanlığın da sesini yükseltti.
Ve dedi ki:

“Evlilik yalnızca bir imzadan ibaret değildir.”
Evet, adalet gecikti ama geldi.
Ve bu karar, mahkeme salonlarının soğuk duvarları arasında ısınan bir vicdanın belgesidir.
Çünkü adaletin terazisi yalnızca kanunla değil, insanla dengededir.