Malum, toplumda oluşturulmuş ya da oluşturulmaya çalışılan bir “İzmir” algısı var.

Bu algı; şehri tek bir siyasi çizginin, tek bir yaşam tarzının ve köklerinden koparılmış bir sosyolojinin kalesi olarak göstermek üzerinedir.

Belirli çevreler, İzmir’i Türkiye’nin geri kalanından yalıtılmış, milli ve manevi değerlere mesafeli, sadece Batı öykünmeciliği üzerinden kendini tanımlayan bir şehir gibi sunmak için ellerinden geleni yaptılar.

Üzülerek söylemem lazım, bu algıda başarılı da oldular.

Peki durum gerçekten böyle mi?

Sahaya çıktığınızda, sokakların gerçek sesine kulak verdiğinizde işin aslının hiç de öyle olmadığını, İzmir’in,o size dayatılmaya çalışılan, o bir avuç elitistinsalonlarda, sosyal medyada çizdiği eski İzmir olmadığını anlıyorsunuz.

Kendi köklerine, kültürüne ve ahlaki değerlerine sıkı sıkıya sarılan sessiz çoğunluğun artık sesinin daha gür çıktığını da duyabiliyorsunuz.

Bu sessiz çoğunluğun, belki de en gür sesini geçtiğimiz günlerde TÜGVA İzmir İl Temsilciliği tarafından Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen "Ramazan Şenliği ve Büyük Aile İftarı"’nda duyduk.

Sakın yanlış anlaşılmasın bu bir gövde gösterisi ya da basit iftar organizasyonu değildi.

Bu buluşma, aslında bir iradenin, bir kimlik beyanının ve bu şehrin bozulmak istenen genetiğine karşı dik duruşun gönül seferberliği ile verilen bir cevaptı.

Beş bin kişi... Etkinliklerle birlikte altı bin beş yüz kişi…

Dile kolay, beş bin İzmirli, yan yana, omuz omuza, aynı sofrada ekmeğini bölüştü.

Çocuklar oyunlar oynadı, ok attı, boyama yaptı.

Yani o meydanda sadece karınlar doymadı;

Kardeşlik, geleneklerimiz ve aile mefhumu yeniden şahlandı.

Ayrıca o meydanda kimse slogan atıp ideolojik kimliğini öne çıkarmadı.

O meydanda kimse toplumu ayrıştıran, aile yapısının temeline dinamit koyan marjinal söylemlerin peşine düşmedi.

O meydanda sadece kendi kültürüne yabancılaşmayan, atasının mirasına sahip çıkan, aile değerlerini her şeyin üstünde tutan gerçek İzmirliler vardı.

Bu nedenle öncelikle sahada kora kor mücadelesiyle,sergilediği duruşuyla, İzmir’i ilmik ilmik ören emeği ve ortaya koyduğu iradesiyle TÜGVA İzmir'in hakkını teslim etmemiz gerekir.

TÜGVA İzmir, seküler mahalle baskısının en yoğun şekilde hissettirildiği, o sözde direncin güya çok güçlü olduğu bu şehirde hem ayarları hem ezberleri bozuyor, h3m de İzmir’in cam duvarlarını tuz buz ediyor,olmazdenileni olduruyor, yapılamaz denileni yapıyor.

Gençliğimize milli ve manevi değerlerimizi, bayrak sevgisini, vatan şuurunu, aile mefhumunun kutsiyetini kuru kuruya değil, yaşayarak sevdiriyorlar.

Ve onları tamamen gönüllülük esasına dayalı, topluma fayda sağlayan, üreten ve değer katan projelere dahil ediyorlar.

Dikkatimi çeken en önemli husus ise 5000 kişinin bir araya geldiği, tamamen manevi bir atmosferde geçen bu devasa aile buluşması, ana akım medyada ve kendini “özgürlükçü” olarak pazarlayan o malum basın organlarında neredeyse tamamen görmezden gelindi.

Neden biliyor musunuz?

Çünkü o meydandaki o muazzam kalabalık, onların kafalarındaki İzmir şablonuna uymuyordu.

Orada kendi kültürüne yabancılaşmış, Batı’nın çürümüş ideolojilerini savunan kalabalıklar yoktu; orada vatanını, milletini, devletini ve hepsinden önemlisi ailesini her şeyin üstünde tutan, inancıyla barışık insanlar vardı.

Hal böyle olunca da, İzmir’in bu yeni ve güçlü sesini boğmayı denediler.

Ama artık mızrak çuvala sığmıyor.

İzmir artık o eski, algı üzerine kurulup, değerlerinden koparılmaya çalışılan İzmir değil.

Artık 8 Mart Dünya Kadınlar Günü bahanesiyle, kadın hakları savunuculuğu maskesi altında aile yapımıza, ahlakımıza, binlerce yıllık kültürel birikimimize,geleneklerimize ve toplumsal barışımıza açıkça savaş açan o malum gösterileri bizlere “Burası İzmir” diye yutturmayacaklar.

Değerlerimizi yozlaştırmayı, aile kurumunu parçalamayı, cinsiyetsizleştirme operasyonlarıyla gençlerimizin zihnini bulandırmayı ve toplumsal huzuru bozmayı, baltalamayıbizlere “Burası İzmir” diye yutturmayacaklar.

Artık emin olun ki o dönem kapandı.

İnsanları bu tarz marjinal gösterilerle, o süslü ama içi tamamen zehir dolu sözde özgürlük masallarıyla kültürümüzden ve ahlaki değerlerimizdenkoparamayacaklar.

O halde bugün vatanını, milletini ve ailesini seven her bir ferde, özellikle de İzmir’deki sessiz çoğunluğa düşen tarihi bir görev var.

O görev de bu haklı, bu milli ve ahlaki mücadeleye omuz vermektir.

Korkmadan, sinmeden, köşe bucak saklanmadan veya “neme lazım” demeden.

Algıların oluşturduğu yaygara karşısında asla geri adım atmadan.

TÜGVA İzmir’in Cumhuriyet Meydanı'ndaki 5000 kişilik aile iftarı,bir gönül seferberliği ile İzmir’in özüne dönüşünün sadece ilk adımıdır.

Bunun gerisi dalga dalga gelecektir.

Hem de çok daha güçlü, çok daha inançlı, çok daha kararlı bir şekilde.