Yıllardır yazıyorum, defalarca dile getirdim: Bu şehrin hamasetle, ideolojik konfor alanlarıyla, “nasıl olsa bizden vazgeçmezler” kibriyle kaybedecek tek bir günü dahi kalmadı.

İzmir’e vizyoner, liyakatli, mazeret değil icraat üreten, gerçek bir belediyeciliğin şart olduğunu sağır sultan bile duydu ama bu kenti yönetenlerin siyasi sağırlığı bir türlü iyileşmedi.

​Aristoteles, siyaseti ve şehir yönetimini, insanın en yüksek erdemi olarak tanımlarken, şehrin amacının sadece bir arada yaşamak değil, “iyi yaşamak” olduğunu söyler.

Biz İzmir’de “iyi yaşamak” şöyle dursun, asgari hizmet standartlarını bile bir lütufmuş gibi bekler hale getirildik.

İzmir’de bu “siyasi atalete” isyan eden, ezberleri bozan ve hatta genç yaşına rağmen siyasi risk alan biri var.

Ben onu AK Parti İzmir Gençlik Kolları Başkanı olduğu dönemden tanırım.

Onun çalışkanlığı, sadece AK Parti’ye olan bağlılığından değil, doğrudan doğruya sokaklarında büyüdüğü, havasını soluduğu İzmir’e olan tutkusundan geliyordu.

Bugün de hem parti içindeki görevlerinde hem de milletvekili olarak sergilediği duruş, klasik siyasi çekişmelerin çok ötesinde, tamamen “İzmir sevdasıyla” şekillenen, partiler üstü bir sivil itirazın ta kendisidir.

O, İzmir’in makus talihini değiştirmek için elini bırakın taşın altına koymak, elini ateşin içine sokan isimlerden biri olmuştur.

Bugün İzmir’de Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem genel merkez düzeyinde, hem yerel yöneticileriyle hem de bölge milletvekilleriyle topyekûn hedef aldığı, deyim yerindeyse siyasi bir linç kampanyasına maruz bıraktığı tek bir milletvekili var;

O da Eyüp Kadir İnan.

Bu noktada İmam Şafii’ye atfedilen o sözü hatırlamanın tam vaktidir:

"Düşman oklarını takip edin, o sizi hak ehline götürür."

Neden CHP’de tüm oklar İnan’ın üzerinde?

Neden koskoca bir siyasi parti, şehrin çöp, çamur, çukur, trafik, altyapı gibi devasa sorunlarını çözmek için mesai harcamak yerine, mesaisinin kahir ekseriyetini bir İzmir milletvekiline saldırmaya harcıyor?

İstisnasız her CHP’li her konuşmasında neden İnan’a yükleniyor?

Mevcut düzenlerinin tekerine çomak soktuğundan olabilir mi?

Hakikati,hizmetsizliği, beceriksizliği yüzlerine vurduğu için, İzmir’in artık çantada keklik olmadığını onlara hatırlattığı için gerçek bir tehdit olarak algıladığından olabilir mi?

Özgür Özel’in dün yaptığı o siyasi nezaketten ve üsluptan tamamen yoksun açıklamayı da tam olarak bu hezeyan çerçevesinde okumak gerekiyor.

Özgür Özel’in konuşması, neresinden tutsanız elinizde kalan, siyasi bir tükenmişliğin itirafıdır.

Bir ana muhalefet partisi lideri, partisinin sözde en güçlü olduğu, adeta kalesi olarak gördüğü bir şehirde, iktidar partisinin İzmir milletvekilinin eleştirilerine kendi argümanlarıyla, kendi icraatlarıyla, kendi vizyonuyla cevap veremiyorsa ortada bir tükenmişlik vardır.

Özel’in yaptığı şey bir siyasi tartışma değil, bir acziyet beyanıdır.

Özel’in yaptığı şey fikirle, projeyle, rakamla, hizmetle bileğini bükemediği bir siyasetçiye ‘haddinin bildirilmesini’ talep ederek, otoriter zihniyetini demokrasi maskesi arkasına saklamaktır.

Asıl haddi aşmak, asıl siyasi nezaketsizlik nedir biliyor musunuz?

Bu şehri çantada keklik bir ‘oy deposu’ olarak görüp, ona hak ettiği asgari hizmeti bile çok görmek, kenti çöp dağlarına, çukurlara, sellere mahkum etmektir.

Dile kolay, tam çeyrek asırdır bu şehri yönetiyorlar ama sokakları esir alan o çöp dağlarına karşı ceplerinde tek bir ‘B planı’ bile yok.

Bu kış yağmur yağmasaydı, koskoca metropol susuzluktan kırılacaktı; inanın buna dair de en ufak bir B planları yoktu!

Asıl hadsizlik, Allah’ın lütfuyla günü kurtarıp, o güzelim İzmir’imizi göz göre göre köyden beter hale getirmektir.

Hiç şüphe yok ki Eyüp Kadir İnan'ın yükselttiği işte bu ses, verdiği bu kavga İzmir’in sokaklarında, çarşılarında, pazarlarında zaten yankılanan, isyan noktasına gelmiş İzmir’in gerçek sesidir, gerçek kavgasıdır.

İzmir’in kimsenin tapulu malı, kimsenin arka bahçesi olmadığını artık herkes bilmelidir.

İzmir’de doğup son nefesimi bu şehirde vermek isteyen bir İzmir’li olarak çok açıkça, çok samimi söylüyorum;

Bu şehir, çamurdan,selden,susuzluktan, çukurdan, mazeret üretme siyasetinden arınmış, dünya standartlarında bir vizyonu ve liyakatli bir belediyeciliği sonuna kadar hak ediyor.

O gün gelene kadar, bu haklı kavga da, bu gür ses de hiç susmamalıdır.