Hafta içinde milletçe yüreklerimizi dağlayan, hepimizi derin bir elem ve teessüre sevk eden üst üste çok acı hadiseler yaşadık.

İrfan ordumuzun neferleri olan kıymetli öğretmenlerimiz ve geleceğimizin teminatı olan masum öğrencilerimiz, vahşi saldırıların hedefi oldu.

Hayatının baharında toprağa düşen canlarımız, sadece ailelerinin değil, seksen beş milyonun ocağına ateş düşürdü.

Yüreklerimiz cayır cayır yandı.

Bu acı hepimizin acısıdır; bu yara, Türk milletinin ortak yarasıdır.

Ancak, bizler millet olarak kan ağlarken, acımızı sinemize çekip “Bu şiddet sarmalından evlatlarımızı nasıl koruruz?” diye ortak bir akıl ve vicdan arayışına girmemiz gerekirken pusuda bekleyen malum odaklar yine sahneye çıktı.

Henüz kan kurumadan, henüz gözyaşları dinmeden, sistematik ve son derece planlı bir algı operasyonunun düğmesine basıldı.

Hedefte kim var?

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin.

Hemen beşinci kol faaliyetlerine başlandı.

Olaylar hemen siyasallaştırıldı ve meselenin sosyolojik, psikolojik veya küresel boyutları tamamen göz ardı edilipanında Yusuf Tekin hedef tahtasına oturtuldu.

Oysa akıl ve insaf sahibi herkes bilir ki okullardaki şiddet vakaları sadece Türkiye’nin değil, tüm modern dünyanın boğuştuğu devasa bir krizdir.

Çok yakın zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nde, Rusya’da, Avusturya’da ve daha nice sözde “gelişmiş” Batı ülkesinde okullara yönelik çok daha kanlı, çok daha vahim saldırılar gerçekleşti.

Oralarda bu işin sosyolojik sebepleri, dijitalleşmenin getirdiği yabancılaşma, şiddet içerikli oyunlar ve aile kurumunun çöküşü tartışılırken; bizdeki mandacı zihniyet, meseleyi anında siyasi bir linç kampanyasına dönüştürdü.

“Okulda polisin ne işi var” diye ortalığı ayağa kaldıranlar şimdi “Okullarda polis niye yok” diye bas bas bağırıyorlar.

Mesele şiddeti önlemek değil; mesele, yaşanan bu acı olaylar üzerinden Yusuf Tekin’i yıpratmak, devletin eğitim politikalarını akamete uğratmak ve kendi vesayetçi ajandalarını yeniden eğitime dikte etmektir.

Öncelikle şunu söylemeliyim;

Bu ülkenin evlatlarını şiddetten, yozlaşmadan ve ahlaki çöküntüden kurtarmanın çözümü bellidir.

Nasıl ki tarımda, gıdada “ata tohumu” diyerek özümüze dönmenin mücadelesini veriyorsak; eğitimde ve sosyolojide de “ata töresine” dönmek zorundayız.

Batı’nın çürümüş, bireyci, bencil ve şiddet üreten kültür kodları yerine; Türk’ün binlerce yıllık kadim töresini, İslam’ın merhamet ve ahlak anlayışını nesillerimize aktarmalıyız.

İşte Yusuf Tekin’in hedef alınmasının asıl sebebi de bu “ata töresine” dönüş için attığı cesur adımlardır.

Sevmezler hatta nefret ederler Yusuf Tekin’den.

Çünkü Yusuf Tekin, Fetö’nün en büyük insan ve finans kaynağı olan, genç dimağları mankurtlaştırıp devlete düşman eden dershanelerinin kapısına kilit vuran isimlerin başında gelir.

Çünkü Yusuf Tekin,Lgbt’cileri okullara sokmamış, hepsini kapı dışarı etmiştir.

Batı fonlarıyla beslenen bu sapkın ideolojilerin Türk okullarına sızmasına, ders kitaplarına veya okul koridorlarına girmesine etten bir duvar örmüştür.

Çünkü Yusuf Tekin, Türk’e düşman olanları, Türk’ün tarihi misyonundan korkanları alaşağı etmiştir.

Yıllarca ders kitaplarında bize kendi coğrafyamızı yabancı bir kavrammış gibi “Orta Asya” diye öğretilenleri müfredattan çıkarmış, gerçek ismiyle “Türkistan” olarak öğretilmesini sağlamıştır.

Yusuf Tekin, vesayetçi kafaları, statüko sevdalılarını ve Batı’nın içimizdeki gönüllü acentelerini yerle yeksan etmiştir.

Sadece müfredatın ideolojik prangalarından kurtarılmasını değil, aynı zamanda mesleki eğitime verilen önem ve siber güvenlik lisesi gibi stratejik hamlelerle bu ülkenin kendi ayakları üzerinde durmasını istemeyenlerin uykularını kaçırmıştır.

“Gök Vatan”ı, “Mavi Vatan”ı ders kitaplarına kim sokmuştur?

Geleceğin Türk gençleri, Karadeniz’deki, Ege’deki, Akdeniz’deki haklarını; gökyüzündeki egemenlik sahalarını daha okul sıralarında öğrensin diye bu doktrinleri müfredata kim sokmuştur?

Bugün yaşadığımız o elim şiddet olaylarını bahane ederek sokaklara dökülmeye çalışan, sosyal medyada bot hesaplarla tag açan, belirli medya organlarından eş zamanlı ateş eden kitlelerin derdi ne eğitimdir ne de şiddet gören öğretmenlerimizdir.

Onların tek derdi, kendi hegemonyalarından çıkan Milli Eğitim Bakanlığı’nı yeniden vesayet altına almaktır.

Milli Eğitim, siyaset üstü bir mesele olmakla birlikte, aynı zamanda bir beka meselesidir.

Savunma Sanayiimiz ne kadar önemli ise Milli Eğitim Sistemimiz ondan on kat daha önemlidir.

Bu yüzden, bazı karanlık odaklar, bazı etki ajanları ve vesayet artıkları bağırıyor diye bu yoldan dönülmemelidir.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şahsında hedef alınan şey, Türkiye'nin milli eğitim davasıdır.

Ülkemizin geleceği çocuklarımızı, gençlerimizi küresel ahlaksızlık çukurlarına itmek isteyenlere, tarihsiz ve köksüz bir nesil yaratmak isteyenlere geçit verilmemesi gerekmektedir.

Yusuf Tekin’in arkasında durmak, “Milli” olan her şeye sahip çıkılması demektir.

Evet, bu ülke TEKİN’siz bırakılmayacak.

Bizler ata tohumunu toprağımıza, ata töresini de gençlerimizin ruhumuza ektikçe; kimse bu ülke üzerindeki kötü emellerini gerçekleştiremeyecektir.