Bu sene Müslüman dünyası 1447. kez Ramazan Bayramını idrak ediyor.

Ve bu 1447 Ramazan Bayramı içerisinde belki de utanç içinde olduğumuz belki de bayram bile demekten imtina etmemiz gereken sadece adı bayram olan bir bayramdayız.

Siz bakmayın gazetelerin 60 yıl demesine tam 840 yıl sonra, yani o kutlu fethinden bu yana ilk kez, Mescid-i Aksa’nın avlusunda bir bayram namazı eda edilemedi.

İsrail’in bu son zulmü, sıradan “güvenlik” bahanesi ya da sıradan geçici bir kısıtlama değil.

Ortada sistematik bir imha planı var.

Yani Kudüs’ün statüsü değiştirilmiyor;

Kudüs’ün statüsü, adım adım yok ediliyor.

Bu imha, yine uluslararası hukuk yok sayılarak, sahada oldu bitti ile ilerliyor .

Kapıların kapatılması, ibadetin kısıtlanması, Müslüman varlığının azaltılması…

Bunların her biri tek başına geçici gibi görünse de bunların hepsi kalıcı bir dönüşümün başlangıcıdır.

Gelin görün ki bu zillet bizlerin Müslüman iddiasında olduğumuz zamanda, bizim gözlerimizin önünde yaşanıyor.

Ne utanç verici...

Ne var ki İsrail’in yaptığı zulüm, esasen malumun ilanı.

Siyonist teröristlerin hedefi belli.

Ancak bizi asıl yaralayan, asıl kahreden İslam dünyasının vurdumduymazlığı ve kahredici sessizliği.

Bu sessizlik, İsrail’in zulmünden daha onur kırıcı maalesef.

Gazze’de, Batı Şeria’da yaşananlara Filistin’in meselesi diye üç maymunu oynayanlar burada ne diyecekler bilemiyorum.

Açıkça bir daha yazalım bu sadece Filistin meselesi değil;

Bu, kıbleye yönelen her bir Müslümanın namus davasıdır.

Siyonist teroristler, Müslümanların bu ataletini gördükçe zulmü arttırıyor.

Biliyorlar ki, tepki sadece kınama metinlerinde ya da masada ibaret kaldığında, attıkları her adım kendi emellerine ulaşmalarına hizmet ediyor.

Çünkü Müslüman dünyasında ekonomik korkular, dünyevi korkular, Allah korkusunun önüne geçmiş durumda.

Böylece göz göre göre Kudüs, Müslüman kimliğinden koparılıyor, ilk kıblemiz, işgalci terörist bir zihniyetin insafına terk ediliyor.

Yine kim ne yaparsa yapsın ne düşünürse düşünsün Ayasofya’yı hürriyetine kavuşturan bu aziz milletin, Mescid-i Aksa’nın bu şekilde ele geçirilmesine rıza göstermesi mümkün değildir.


​Bizim için Kudüs, sadece bir dış politika meselesi değil, ecdadın mirası ve imanın bir parçasıdır.

Ayasofya bizim için ne ise Mescid-i Aksa da odur.

En doğru ifadesiyle Mescid-i Aksa bugün zulmün şahikasına ulaşmış durumdadır.

Biliyoruz ve inanıyoruz ki Kudüs düşerse, Ankara kaybeder.

Bu bilinçle hareket etmek, devlet aklımızın en temel vazifesidir.

Siyonist teröristlerin bu oldubittilerini kabul etmek, Türkiye’nin bölgesel liderlik iddiasından vazgeçmesi demektir.

Bu nedenle statüyü tamamen değiştirmeye kalkanlara, yok etmeye çalışanlara asla geçit verilmemelidir.

Bu ya masada ya da sahada başarılmalıdır.

Bedeli ne olursa olsun.

Kim ne diyor ne yapıyor diye beklenmeden.

Bu nedenle kutsallarımızın statüsünü değiştirmeye ve mukaddesatımızı yok etmeye çalışanlara karşı durmak, bir tercihten öte zorunluluktur.

Çünkü Kudüs hür olana dek, ne Ankara’nın içi rahat edecektir ne de İstanbul’un sokakları huzur bulacaktır.