Canım Kadın,
Bize küçüklüğümüzden beri iyi insan olmanın en büyük erdem olduğu öğretilir. Nazik olmak, anlayışlı olmak, affedici olmak… Bunların hepsi gerçekten çok kıymetli özelliklerdir. Ama hayatın içinde çoğu insanın geç fark ettiği bir gerçek vardır: İyilik, sınırları olmadığında insanı yoran bir yük haline gelebilir.
Çünkü iyi olmak ile kendini yok saymak aynı şey değildir.
Birçok kadın hayatının bir döneminde şunu fark eder: Hep anlayan taraf olmuştur. Hep alttan alan, hep toparlayan, hep idare eden… İnsanların kırılmaması için kendi duygularını geri plana koymuş, ortamın huzuru bozulmasın diye susmuş, birilerinin kalbi kırılmasın diye kendi kalbini görmezden gelmiştir.
Başta bu davranışlar güçlü bir karakter gibi görünür. Ama zamanla insanın içinde bir yorgunluk oluşur.
Canım Kadın,
İyilik bazen yanlış yerde kullanıldığında insanın sınırlarını aşındırabilir. Çünkü bazı insanlar iyi niyeti anlayış olarak değil, sınırsız bir tolerans olarak görür. Sen sustukça daha fazla konuşurlar. Sen alttan aldıkça daha fazla ileri giderler. Sen sabrettikçe daha fazla yük bırakırlar.
Ve bir süre sonra insan kendine şu soruyu sormaya başlar:
“Ben gerçekten iyi biri miyim, yoksa kendimi ihmal eden biri mi oldum?”
İşte bu soru çok kıymetlidir.
Çünkü gerçek iyilik önce kendine karşı dürüst olmayı gerektirir.
Canım Kadın,
Hayatta bazen yaşadığımız acılar bizim kötü olduğumuzu göstermez. Çoğu zaman sadece bir şeyi öğrenme zamanının geldiğini gösterir. İnsan her zaman daha fazla anlayış göstererek çözüm bulamaz. Bazen çözüm, nerede duracağını öğrenmektir.
Sınır koymak insanı kötü yapmaz.
Tam tersine insanın kendine saygısını korur.
Çünkü sınır koymak başkalarına zarar vermek değildir. Sadece kendi alanını korumaktır. İnsan bunu öğrendiğinde iç dünyasında önemli bir değişim başlar.
Artık herkesi memnun etmeye çalışmaz.
Artık herkesin yükünü taşımak zorunda hissetmez.
Artık “hayır” demenin de bir erdem olduğunu fark eder.
Canım Kadın,
Hayatta bazı dersler kitaplardan öğrenilmez. Deneyimle öğrenilir. Bazen bir hayal kırıklığıyla, bazen bir yorgunlukla, bazen de içimizde bir gün aniden yükselen şu cümleyle:
“Ben buna artık izin vermek istemiyorum.”
İşte o an bir dönüşüm başlar.
İnsan başkalarının beklentileriyle değil, kendi değerleriyle yaşamaya başlar. Bu da insanın iç dünyasında büyük bir rahatlama yaratır.
Çünkü gerçek iyilik insanın kendini de kapsadığında dengeli hale gelir.
Canım Kadın,
Şimdi sana küçük ama güçlü bir egzersiz bırakmak istiyorum.
Egzersiz: Sınır Farkındalığı
Bugün kendine şu soruyu sor:
“Hayatımda beni en çok yoran ama alışkanlık olduğu için sürdürdüğüm bir durum ne?”
Belki bir ilişki.
Belki bir sorumluluk.
Belki de sürekli alttan aldığın bir davranış.
Sonra şu ikinci soruyu sor:
“Bu durumda kendimi korumak için hangi küçük sınırı koyabilirim?”
Bu bir konuşma olabilir.
Bir mesafe olabilir.
Ya da sadece içinden verdiğin bir karar.
Önemli olan şu: Kendini görmeye başlamak
.
Canım Kadın,
Hayatın en önemli dengelerinden biri şudur: İyi bir kalbe sahip olmak ama aynı zamanda güçlü sınırlar koyabilmek.
Çünkü kalbi güzel insanlar çoğu zaman en çok yorulan insanlar olur. Ama sınır koymayı öğrendiklerinde o iyilik artık onları tüketmez.
Tam tersine güçlendirir.
Unutma…
Hayatta yaşadığın her deneyim seni cezalandırmak için değil, büyütmek için gelir.
Bazen ders şudur: Daha çok sabretmek.
Bazen ders şudur: Artık dur demek.
Gerçek bilgelik ise hangisinin zamanı olduğunu anlayabilmektir.
Ve o farkındalık geldiğinde hayat sana şunu öğretir:
İyi olmak güzel bir şeydir.
Ama kendine iyi davranmayı unutmadan.
İşte o zaman kalbin hem güçlü hem de huzurlu kalır, Canım Kadın.