Canım Kadın,
Bazen bir şeyi o kadar çok düşünürsün ki artık düşünmek çözüm üretmeyi bırakır, seni aynı yerde tutmaya başlar.
Ne olacak?
Ya olmazsa?
Ya yanlış karar verirsem?
Ya başarısız olursam?
Ya insanlar ne derse?
Ya daha kötü olursa?
Ve sen her ihtimali zihninde defalarca yaşarken dışarıdan bakıldığında hiçbir şey yapmıyormuşsun gibi görünürsün.
Oysa içeride büyük bir mücadele vardır.
Çünkü kaygı yalnızca bir düşünce değildir.
Kaygı; düşünceler, bedensel uyarılma, dikkat ve davranışların birbirini beslediği bir döngüdür.
Beyin belirsizliği bir tehdit olarak değerlendirdiğinde seni korumaya çalışır.
Daha fazla düşünürsün.
Daha fazla kontrol etmeye çalışırsın.
Daha fazla bilgi toplarsın.
Daha fazla ihtimal üretirsin.
Ama bazen bütün bunların sonunda geldiğin yer yine aynıdır:
Hareketsizlik.
İşte burada çok önemli bir şey var Canım Kadın:
Kaygıyı sadece düşünerek yenmeye çalışmak, bazen kaygının içinde daha uzun süre kalmana neden olabilir.
Çünkü beynin yalnızca söylediklerinden değil, yaptıklarından da öğrenir.
Sen bir şeyden korktuğunda sürekli kaçarsan, beynin "Demek ki gerçekten tehlikeliydi" şeklinde bir öğrenme geliştirebilir.
Ama küçük ve güvenli adımlarla o durumun içinde kalabildiğinde, beynine yeni bir deneyim sunarsın:
"Bu duyguyu hissedebilirim ve yine de hareket edebilirim."
İşte davranış burada devreye girer.
Davranış değiştiğinde yalnızca hayatındaki sonuçlar değişmez.
Beynin yaşadığı deneyim de değişir.
Çünkü korktuğun halde attığın her küçük adım, zihnine yeni bir veri gönderir.
"Yapabildim."
"Sandığım kadar kötü olmadı."
"Belirsizliğe dayanabiliyorum."
"Rahatsızlık hissetmem, tehlikede olduğum anlamına gelmiyor."
Ve zaman içinde bu deneyimler, eski öğrenmelerin karşısına yeni öğrenmeler koyabilir.
Canım Kadın,
Bazen senin ihtiyacın daha fazla düşünmek değil...
Bir sonraki küçük adımı bulmaktır.
Çünkü kaygı sana çoğu zaman bütün yolu görmek ister.
Ama hayat senden bütün yolu görmeni istemez.
Sadece bir sonraki adımı atmanı ister.
Bir telefon açmak.
Bir başvuru yapmak.
Bir konuşmayı ertelememek.
Bir sınır koymak.
Bir dosyayı açmak.
Bir odayı toplamak.
Bir yürüyüşe çıkmak.
Bir işi beş dakika başlatmak.
Küçük görünür.
Ama beynin açısından her davranış bir deneyimdir.
Ve deneyim, yalnızca düşünceden farklı olarak sana gerçeklik hakkında yeni bilgi verir.
BİLİNÇALTININ ÖĞRENDİĞİ ŞEY
Bilinçaltı dediğimiz alanı sihirli bir sistem gibi düşünmek yerine, öğrenilmiş otomatik kalıpların önemli bir bölümü olarak ele alabiliriz.
Çocukluğundan beri "Dikkat et."
"Yanlış yapma."
"Başına bir şey gelir."
"Önce garantiye al."
"Risk alma."
mesajlarını çok fazla aldıysan, yetişkinlikte bazı durumlarda tehlike gerçekte olduğundan daha büyük hissedilebilir.
Bu senin zayıf olduğun anlamına gelmez.
Beynin geçmiş deneyimlerden hareketle seni korumaya çalışıyor olabilir.
Fakat geçmişte seni koruyan bir strateji, bugün hayatını kısıtlıyor olabilir.
İşte dönüşüm tam burada başlar.
Kendine:
"Ben neden böyleyim?"
diye sormak yerine,
"Ben bunu ne zaman öğrendim ve bugün hâlâ bana hizmet ediyor mu?"
diye sormaya başladığında zihnindeki hikâyenin yönü değişir.
Çünkü amaç kaygıyı yok etmek değildir.
Amaç, kaygının karar mekanizmasının tamamını ele geçirmesine izin vermemektir.
KÜÇÜK BİR EGZERSİZ: KAYGIDAN EYLEME
Bugün seni bir süredir bekleten tek bir konu seç.
Çok büyük olmasın.
Sonra bir kâğıdı üç bölüme ayır.
İlk bölüme yaz:
"Şu anda neyden kaygılanıyorum?"
İkinci bölüme:
"Kaygım bana ne yapmamı söylüyor?"
Belki kaç diyor.
Ertele diyor.
Daha fazla düşün diyor.
Daha fazla araştır diyor.
Mükemmel olana kadar bekle diyor.
Son bölüme ise şunu yaz:
"Kaygım burada olmasına rağmen atabileceğim en küçük adım ne?"
Ve o adımı bugün gerçekleştir.
Kendine büyük bir söz verme.
Hayatını bir günde değiştirmeye çalışma.
Sadece beynine yeni bir deneyim yaşat.
"Kaygı hissettim ve yine de hareket ettim."
Bu cümle çok değerlidir.
Çünkü cesaret, korkunun yokluğu değildir.
Korku varken de değerlerin doğrultusunda hareket edebilmektir.
BİR DE BEDENİNİ DİNLE
Canım Kadın,
Kaygı yalnızca zihinde yaşanmaz.
Kalp atışının hızlanması, kasların gerilmesi, nefesin değişmesi, midede rahatsızlık, huzursuzluk ve sürekli tetikte olma hissi bedenin de bu sürece dahil olduğunu gösterir.
Bu nedenle kaygı yükseldiğinde kendine "Sakin ol!" demek her zaman işe yaramayabilir.
Bunun yerine önce bedene dön.
Ayaklarının yere temasını hisset.
Omuzlarını fark et ve gevşet.
Çeneni sıkıp sıkmadığını kontrol et.
Nefesini yavaşlat.
Bulunduğun ortamda gördüğün beş şeyi say.
Ve ardından kendine sor:
"Şu anda gerçekten bir tehlikenin içinde miyim, yoksa bebedenim bir ihtimale mi hazırlanıyor?"
Bu ayrım çok kıymetli.
Çünkü her yoğun bedensel duyum bir tehlike anlamına gelmez.
Bazen bedenin alarm sistemi çalışıyordur.
Senin görevin de onunla savaşmak değil, onu fark ederek davranışını yeniden seçmektir.
Canım Kadın,
Hayatında bazı kapılar düşünerek değil, hareket ederek açılacak.
Bazı cevaplar beklerken değil, deneyimlerken gelecek.
Bazı korkular ise onlardan kaçtıkça büyüyecek, onlara küçük ve kontrollü adımlarla yaklaştıkça küçülecek.
Bugün kaygının sana söylediği her şeye inanmak zorunda değilsin.
Kaygı gelebilir.
Sen yine de yürüyebilirsin.
Kaygı gelebilir.
Sen yine de konuşabilirsin.
Kaygı gelebilir.
Sen yine de başvurabilirsin.
Kaygı gelebilir.
Sen yine de başlayabilirsin.
Çünkü artık kendine şunu öğretmenin zamanı:
"Rahat olduğumda harekete geçeceğim" değil...
"Harekete geçtikçe rahatsızlıkla baş edebildiğimi öğreneceğim."
Belki bugün yalnızca beş dakikalık bir adım atacaksın.
Ama bazen hayatı değiştiren şey büyük bir sıçrama değildir.
Beynin eski "yapamam" kaydının karşısına koyduğun küçük bir "yaptım" deneyimidir.
Ve Canım Kadın...
Kaygının hayatını yönetmesine izin vermek zorunda değilsin.
Onu susturmak zorunda da değilsin.
Onunla birlikte yürümeyi öğrenebilirsin.
Çünkü bazen kaygının içinden çıkmanın yolu, daha fazla düşünmek değil...
Küçük de olsa harekete geçmektir.
Bugün bu yazıyı ihtiyacı olan ya da sevdiğin, değer verdiğin bir kadına gönder. Belki de onun şu anda ihtiyacı olan şey, bütün hayatını değiştirmek değil; sadece ilk küçük adımı atabileceğini hatırlamaktır.