Canım Kadın,
Kırık bir elin olduğunu düşün.
Kimse senden o eli hemen kullanmanı, ağrımasına rağmen eskisi gibi hareket ettirmeni beklemez. Dinlenirsin, tedavi olursun, zaman tanırsın. İyileşmenin bir süreci olduğunu bilirsin.
Peki konu kalbin olduğunda neden kendine aynı anlayışı göstermiyorsun?
Bir hayal kırıklığından sonra “Artık geçmesi gerekirdi.”
Bir ilişkinin ardından “Hâlâ neden bunu düşünüyorum?”
Bir kaybın ardından “Güçlü olmam gerekiyor.”
diyerek kendini zorlayabiliyorsun.
Oysa duygusal yaraların görünmemesi, onların gerçek olmadığı anlamına gelmez.
Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, kendisini toparlamaya zorlamak değil; yaşadığı şeyi kabul edebileceği kadar kendine alan açmaktır.
İyileşmek, yaşadıklarını hiç hatırlamamak değildir.
Bir gün aynı şeyi düşündüğünde eskisi kadar canının yanmamasıdır.
Bir zamanlar seni dağıtan bir durumun karşısında artık kendini koruyabilmendir.
Ve en önemlisi, yaşadıklarını kimliğin hâline getirmeden yoluna devam edebilmendir.
KÜÇÜK BİR EGZERSİZ
Bugün seni hâlâ etkileyen bir olayı düşün.
Kendine şu üç soruyu sor:
“Bu olaydan sonra bende ne değişti?”
“Ben hâlâ hangi duyguyu taşımaya devam ediyorum?”
“Bugün kendime, o gün ihtiyacım olan neyi verebilirim?”
Cevaplarını düzeltmeye çalışma.
Sadece yaz.
Sonra kendine şu cümleyi söyle:
“İyileşmek için acele etmek zorunda değilim. Kendime zaman tanıyorum.”
Çünkü bazen zihnin “artık geçmesi gerek” derken, iç dünyan hâlâ anlaşılmaya ihtiyaç duyuyor olabilir.
Canım Kadın,
Kendine “Neden hâlâ iyileşemedim?” diye sormak yerine, “Bugün kendime nasıl daha iyi davranabilirim?” diye sor.
Çünkü iyileşme bir yarış değildir.
Bazı yaralar sessizce kapanır.
Bazıları iz bırakır.
Ama bir yaranın iz bırakması, senin hayatına devam edemeyeceğin anlamına gelmez.
Kendini zorlayarak değil, kendine eşlik ederek iyileş.
Ve unutma; sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.
Bazen sabır, kendine yeniden güvenmeyi öğrenirken kendini yarı yolda bırakmamaktır.
Bugün bu yazıyı ihtiyacı olan ya da sevdiğin bir kadına da gönder.