Bir yazı paylaşıyoruz. Daha okunabilecek kadar zaman geçmeden beğeniler gelmeye başlıyor. Altına: “Çok doğru.”, “Harika anlatmışsınız.”, “Kesinlikle katılıyorum.” gibi yorumlar gelebiliyor.
İnsan, yazdıklarının karşılık bulduğunu düşünüp seviniyor. Fakat bazen yorumla yazının içeriği arasında pek bir ilişki bulunmuyor. Başlığı görmüş, fotoğrafa bakmış, paylaşanın adını tanımış olmak yetiyor. Yazıda ne söylendiği önemsenmeyebiliyor. Her beğeninin, tıklamanın amacı okumak değil. Belki kendi adını görünür kılmak, kendi paylaşımlarının da beğenilmesi ve takipçi kazanmak. Belki de de aynı siyasi görüşten, aynı gruptan ya da aynı çevreden olduğu kişiye destek vermek. Birbirimizin düşüncelerini öğrenmek için açtığımız alan, birbirimize varlığımızı hatırlattığımız bir yere dönüşebiliyor: Ben buradayım, seni destekliyorum; sen de beni gör…
Elbette ki her beğeniden uzun bir değerlendirme beklenemez. İnsan bazen bir fotoğrafı sever, bazen bir dostuna selam verir. Fakat okumadan onay vermek alışkanlığa dönüştüğünde, düşüncenin gördüğü ilgiyle, kişiye gösterilen desteği birbirinden ayırmak zorlaşıyor. Bir yazının altında yüzlerce beğeni görüyoruz; kaç kişinin yazıyı sonuna kadar okuduğunu, kaçının anlatılanı düşündüğünü bilmiyoruz.
Üstelik bu kalabalığın tamamı insanlardan da oluşmayabiliyor. İnternette takipçi satın alınabiliyor; tıklamalar ve yorumlar yazılımlarla oluşturulabiliyor. Bir de buna yapay zekâyla üretilen içerikler ekleniyor. Bir yazılımın hazırladığı görseli başka bir yazılımın beğendiği, üçüncüsünün yorumladığı bir internet düşünün. Ekranda hareket var. Sayaçlar yükseliyor. İçerik ilgi görüyormuş gibi duruyor. Fakat o görsele bakıp bir şey hisseden, yazıyı okuyup düşünen kaç insan var?
Binlerce görüntülenme, binlerce insanın dikkatini verdiği anlamına gelmeyebilir. Bir yorumun bulunması, birinin söyleyecek sözü olduğu anlamına da gelmeyebilir. Buna rağmen biz sayılara bakarak içeriğin değerini, kişinin etkisini, düşüncenin toplumdaki karşılığını ölçmeye çalışıyoruz. İnsanların farklı nedenlerle verdiği tepkilerle yazılımların ürettiği etkileşimler, aynı sayaçta toplanıyor. Biri karşılık bekleyerek, diğeri programlandığı için tıklıyor. Paylaşımın altında kalabalık oluşuyor; fakat içeriğe gösterilen gerçek dikkat bu kalabalığın çok gerisinde kalabiliyor.
Bir yazıyı neden yazarız? Birinin okuması, düşünmesi, katılması ya da itiraz etmesi için. Bir fotoğrafı neden paylaşırız? Gördüğümüzü, yaşadığımızı, anlatmak istediğimizi başkasına ulaştırmak için. Bu ilişkinin yerini sayaçlar aldığında, paylaşmanın amacı da değişiyor. Bir şey anlatmaktan çok, görünür olmaya çalışıyoruz. Söylediğimizin doğruluğundan önce ne kadar dikkat çektiğine bakar hâle gelebiliyoruz. Okur da bu döngünün dışında kalmıyor. Çok beğenilen bir görüşü daha doğru, çok paylaşılan bir iddiayı daha güvenilir sanabiliyor.
İnternet bütünüyle insansızlaşır mı, bilmiyorum. Fakat insanların birbirini okumadığı, makinelerin ürettiği hareketliliğin de gerçek ilgi sanıldığı alanların çoğalması üzerine düşünmek gerekiyor. Böyle bir ortamda yalnızca bilginin doğruluğunu araştırmak yetmeyecek. Bilginin çevresinde görünen kalabalığın ne kadarının gerçek ilgiyi yansıttığını da sorgulayacağız.