Farklı görüşlerde yer alan insanlarınsiyasetteortak sorunlara çözüm bulmak, gerektiğinde uzlaşmak içinbir araya gelmesine itirazım yok. Beni rahatsız eden ise, dün aynı karede olmayı bile ilkesizlik sayan kişilerin bugün bir arada durabilmeleri.
Ne değişti? Karşı çıktıkları düşünce mi, o düşünceyi temsil eden kişinin veya kişilerin davranışları mı? Yoksa artık onun yanında kendileri için de bir yer mi görüyorlar? Başka yol olmadığına mı inanıyorlar?
Çoğu zaman kişisel kırgınlıklarımızı, kızgınlıklarımızı ve geçmişte yaşadığımız anlaşmazlıkları ortak hedeflerin önüne koyuyoruz. Birbirimizle uğraşırken karşı karşıya olduğumuz daha büyük sorunları gözden kaçırıyoruz. Aynı kaygıları taşıyan, benzer düşünceleri savunan insanlar bile kişisel hesaplar nedeniyle bir araya gelemiyor. Sonra da aşamadığımız bu ayrılıkların yarattığı boşluğu, karşı çıktığımız güçlerin çevresinde yer alarak, destek alarak doldurmaya çalışıyoruz.
İnsan düşüncesini değiştirebilir. Yanıldığını anlayabilir, daha önce göremediği bir gerçeği fark edebilir. Fakat savunduğu görüşler aynı dururken, o görüşlere ters düşen bir gücün çevresine yerleşmeye çalışıyorsa, bu yakınlaşmanın nedeni nedir?
Bazen de açıkça söylenmeyen hesap şu diye düşünüyorum: “Bunlar zaten gitmeyecek. Öyleyse biz de yanlarında yer alalım.”Ve bu düşünce beni rahatsız ediyor. Çünkü içinde, daha baştan kabul edilmiş bir yenilgi var. Kendi düşüncene, emeğine, insanları ikna etme gücüne güvenmekten vazgeçiyorsun. Karşı çıktığın yapının değişmeyeceğini kabullenip onun içinde, yanında kendine bir yer arıyorsun. Sana zıt olmayı sürdüren bir gücün devamlılığını, kendi geleceğinin koşulu hâline getiriyorsun. Belki kazanımların da oluyor. Ama gitmeyeceğini düşündüğün güce yanaşarak, onun yerini sağlamlaştıran desteğin bir parçası oluyorsun. Ona yeni ilişkiler, yeni destekçiler kazandırıyorsun. Daha önce ulaşamadığı çevrelerde kabul görmesini kolaylaştırıyorsun.
Oysa o kalıcılığın oluşmasında, senin vazgeçişinin de payı var. Bu tür durumlarda bir süre sonra bu yakınlık bir bağımlılığa da dönüşebiliyor. Başlangıçta “Madem var, biz de faydalanalım” dediğin gücün zayıflaması artık seni kaygılandırabiliyor.
Bu yüzden her yakınlaşmayı siyasi beceri, her makamı kazanım sayamıyorum. İnsanların ne elde ettiğine bakarken, bunun karşılığında nelerden vazgeçtiğine de bakmak gerekiyor. İtirazından mı? Bağımsızlığından mı? Kendi yolunu açabileceğine duyduğu güvenden mi?
Siyasi çaresizlik, ilkelerden vazgeçmeyi gerektirmemeli. İnsan daha önce yer aldığı siyasi oluşuma dönemiyor, bulunduğu yerde de aradığı karşılığı bulamıyor olabilir. Ancak aynı ilkeleri ve hedefleri paylaşan insanların kişisel kırgınlıklar nedeniyle birbirinden uzaklaşması da aşılmaz bir engel değil. Yaşanan anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp ortak değerler etrafında yeniden buluşmanın yollarını aramak lazım.