Köprü ve otoyolların özelleştirme kapsamına alınması, son günlerde vatandaşın en çok konuştuğu
ekonomi başlıklarından biri oldu. Özellikle İstanbul’un iki önemli geçiş noktası olan 15 Temmuz
Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün de listede yer alması, “Köprüler satılıyor mu?”
sorusunu gündeme taşıdı. Hazine ve Maliye Bakanlığı ise bu soruya net bir yanıt verdi: “Satış yok,
mülkiyet devlette kalacak; belirli süreyle işletme hakkı devredilecek.”
Peki vatandaş açısından bunun anlamı ne?
Basitçe anlatmak gerekirse, bir ev sahibi olduğunuzu düşünün. Evin tapusu sizde kalıyor ancak belirli
bir süre boyunca evi başka bir kişi işletiyor. İşletmeci, bu süre içerisinde evden elde edilen gelirleri
yönetiyor; karşılığında da bakım, işletme ve çeşitli yükümlülükleri üstleniyor. Buradaki model de buna
benziyor. Yani köprü ve otoyolların mülkiyeti devletin elinde kalacak, ancak işletme hakkının belirli
bir süre için özel sektöre devredilmesi değerlendirilecek.
Neler kapsama alındı?
Cumhurbaşkanı kararıyla 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin yanı sıra çeşitli
otoyol ve çevre yolu kesimleri özelleştirme kapsamına alındı. Karar kapsamında sekiz otoyol ile çeşitli
çevre yolları ve bağlantılı tesisler bulunuyor. İşletme hakkı devri modelinde sürenin 30 yıla kadar
olması öngörülüyor. Sürecin tamamlanmasının ise 2031 yılına kadar gerçekleştirilmesi hedefleniyor.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Kararın açıklanması, “yarın köprü ve otoyollar özel şirketlere
verilecek” anlamına gelmiyor. Önümüzdeki dönemde teknik, hukuki ve mali hazırlıkların yapılması,
modelin ayrıntılarının belirlenmesi ve sürecin ilgili mevzuat çerçevesinde yürütülmesi gerekiyor.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı da çalışmaların şeffaflık, rekabet ve hesap verebilirlik ilkeleri
doğrultusunda yapılacağını belirtiyor.
Bakanlık neden böyle bir model düşünüyor?
Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın açıklamasına göre amaç yalnızca devletin kasasına para koymak değil.
Bakanlık; hizmet kalitesinin yükseltilmesini, bakım ve yatırımların hızlandırılmasını ve işletme
verimliliğinin artırılmasını hedefliyor.
Bu yaklaşımın vatandaş açısından karşılığı oldukça basit: Daha iyi asfalt, daha hızlı bakım, daha düzenli
hizmet, arızalara daha çabuk müdahale ve altyapının yenilenmesi.
Fakat bunun gerçekleşmesi için işletme hakkını alan şirketin sadece gelir elde etmeyi değil, hizmet
kalitesini de önceliklendirmesi gerekiyor. İşte bu nedenle yapılacak sözleşmelerin içeriği büyük önem
taşıyor.
“600 milyon dolar kâr” tartışması
Kamuoyunda ayrıca otoyolların yılda yaklaşık 600 milyon dolar kazandırdığı ve bunun 30 yıllık
dönemde 18 milyar dolarlık bir gelire ulaşacağı yönünde hesaplamalar yapıldı.
Bakanlık ise bu hesabın doğru olmadığını belirtiyor. Açıklamaya göre söz konusu 600 milyon dolar kâr
değil, gelir. Bu gelirin önemli bir bölümünden bakım, onarım, yatırım, personel ve işletme giderlerinin
karşılandığı ifade ediliyor. Dolayısıyla bugünkü geliri 30 ile çarpıp bunu doğrudan “30 yıllık kâr”
şeklinde değerlendirmek doğru değil.
Bu nokta aslında özelleştirme tartışmasının en önemli taraflarından birini oluşturuyor. Çünkü bir
kamu varlığının değerini hesaplarken yalnızca kasaya giren paraya bakmak yeterli değil. Gelecekteki

trafik yoğunluğu, bakım maliyetleri, yeni yatırımlar, işletme giderleri ve ekonomik koşullar da hesaba
katılmalı.
Vatandaşın cebine yansıyacak mı?
Herkesin merak ettiği soru ise burada: “Geçiş ücretleri artacak mı?”
Bakanlık açıklamasında, ücretsiz otoyolların ücretli hale getirilmesine yönelik bir karar bulunmadığını
ve geçiş ücretlerine ilişkin ilave bir artış kararının söz konusu olmadığını bildirdi. Çalışanların mevcut
haklarını kaybetmesine yol açacak bir karar da bulunmadığı belirtildi.
Ancak vatandaşın endişesini anlamak zor değil. Çünkü işletme hakkını devralan özel şirketin temel
amacı ekonomik açıdan sürdürülebilir bir işletme yürütmek olacaktır. Bu nedenle geçiş ücretlerinin
nasıl belirleneceği, hangi şartlarda değiştirilebileceği ve devletin bu süreçte ne kadar denetim
yapacağı büyük önem taşıyor.
Şeffaflık en önemli konu
Köprü ve otoyollar milyonlarca insanın her gün kullandığı kamu hizmetleri. Bu nedenle mesele
yalnızca “satıldı mı, satılmadı mı?” sorusundan ibaret değil.
Asıl soru şu: İşletme hakkı hangi şartlarla devredilecek?
Devlet ne kadar gelir elde edecek? İşletmeci ne kadar kazanacak? Bakım ve yatırım yükümlülükleri
nasıl belirlenecek? Geçiş ücretleri hangi formülle hesaplanacak? Hizmet kalitesi düşerse ne olacak?
Sözleşme şartlarına uyulmazsa devletin yaptırımı ne olacak?
Vatandaşın görmek istediği cevaplar bunlar.
Çünkü köprü ve otoyollar yalnızca beton, asfalt ve gişelerden oluşmuyor. Bunlar ülkenin ekonomik
damarları. Kamyonun taşıdığı maldan işçinin işe ulaşımına, turizmden ihracata kadar ekonominin her
alanını etkiliyor.
Bu nedenle işletme hakkının devri doğru şartlarla yapılır, devlet güçlü biçimde denetler ve vatandaşın
cebini koruyan kurallar konulursa verimlilik artışı sağlayabilir. Aksi durumda ise tartışmalar yıllarca
devam eder.
Özetle, köprüler satılmıyor; devlet mülkiyeti elinde tutarken işletme hakkını belirli bir süre için
devretmeyi değerlendiriyor. Şimdi gözler, bu modelin hangi şartlarla uygulanacağında. Vatandaş
açısından önemli olan ise tabeladaki “özelleştirme” kelimesinden çok, bunun geçiş ücretine, hizmet
kalitesine ve kamu bütçesine nasıl yansıyacağı olacak.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]