Canım Kadın,

Hayatta insanı en çok yoran şey bazen yaşadıkları değil, bırakamadıklarıdır.

Kimi bir insanı bırakmaz… Kimi yıllardır taşıdığı bir kırgınlığı… Kimi “Ben buyum” diye sarıldığı kimliklerini… Kimi kontrol etme ihtiyacını… Kimi de kaybederse yok olacağını sandığı şeyleri…

Ve insan çoğu zaman tutunduğu şeyin onu ayakta tuttuğunu sanar.

Halbuki bazen insanı tüketen şey tam da sımsıkı sarıldığı o yük olur.

Tasavvufta “İsmail” sembolü çok derindir. Hz. İbrahim’in teslimiyetini anlatır. İnsan için en kıymetli olanı bile gerektiğinde Allah’a bırakabilmesini…

Çünkü bazı şeyler vardır Canım Kadın… Sen onları sevdiğini sanırsın ama aslında onlara bağımlı hale gelmişsindir.

Onsuz yaşayamayacağını düşünürsün. Bırakırsan dağılacağını… Kaybedersen eksileceğini…

Ama insan bazen en büyük özgürlüğünü, en çok korktuğu şeyi bırakınca yaşar.

Kimi kadın yıllarca bir ilişkinin içinde kalır; çünkü yalnız kalmaktan korkar. Kimi kadın sürekli güçlü görünmeye çalışır; çünkü kırılırsa değersiz hissedeceğini sanır. Kimi kadın hep haklı çıkmak ister; çünkü içindeki küçük kız hâlâ görülmek istiyordur.

Ve bazen insanın “karakterim” dediği şey bile aslında yıllardır taşıdığı bir savunma mekanizmasıdır.

Bir düşün…

Seni gerçekten yoran şey ne?

Bir insan mı? Bir unvan mı? Bir korku mu? Sürekli kontrol etme ihtiyacın mı? Her şeyi düzeltmeye çalışma çaban mı? Yoksa yıllardır içinden atamadığın o kırgınlık mı?

Çünkü insan bazen geçmişte yaşadığı bir acıyı kimliğine dönüştürüyor.

Sonra da o yük olmadan kim olduğunu unutuyor.

O yüzden bazı kadınlar iyileşmekten bile korkuyor Canım Kadın.

Çünkü acıları giderse, geriye kim kalacağını bilmiyorlar.

Halbuki bırakmak her zaman vazgeçmek değildir.

Bazen bırakmak; kendini özgür bırakmaktır.

Sürekli savaşmayı bırakmak… Sürekli güçlü görünmeyi bırakmak… Sürekli herkesi taşımayı bırakmak… Sürekli aynı yarayı kanatmayı bırakmak…

Çünkü bazı şeyler artık seninle yürümüyorsa, sen onları sırtında taşıyarak sadece kendini yorarsın.

Ve hayat bazen insanın elinden bazı şeyleri almak istemez… Sadece ona şunu öğretmek ister:

“Sen, tutunduğun şey değilsin.”

Bir ilişki bitti diye değersiz olmazsın. Bir hayalin gecikti diye başarısız olmazsın. Bir insan seni anlamadı diye sevilmez olmazsın.

Sen; kaybettiklerinden çok daha fazlasısın.

Ama bunu anlayabilmek için bazen insanın elini biraz gevşetmesi gerekir.

Çünkü sımsıkı tuttuğun her şey sevgi değildir. Bazen korkudur. Bazen alışkanlıktır. Bazen yalnız kalma endişesidir. Bazen de kontrolü kaybetme korkusu…

Ve insan en çok da, artık ruhuna ağır gelen şeyleri kutsallaştırınca yorulur.

Canım Kadın,

Belki bugün kendine ilk kez dürüstçe şunu sormalısın:

“Ben neyi bırakmaktan korkuyorum?”

Çünkü cevabın içinde senin en büyük yükün saklı olabilir.

Ve bazen insanın hayatı, bırakmayı öğrendiği gün hafiflemeye başlar.

Küçük Bir İçsel Egzersiz

Bu gece sessiz bir anda bir kâğıt al.

Üstüne şunu yaz:

“Benim İsmail’im ne?”

Sonra düşünmeden içinden gelenleri yaz.

Bir insan… Bir korku… Bir kırgınlık… Bir alışkanlık… Bir ihtiyaç… Bir kontrol arzusu…

Kendinden saklamadan.

Sonra her yazdığının karşısına şu soruyu ekle:

“Bu bana gerçekten iyi geliyor mu, yoksa sadece alışık olduğum için mi tutunuyorum?”

İşte bazen insanın dönüşümü tam burada başlar.

Kendine dürüst olduğunda…

Ve unutma Canım Kadın…

Hayat bazen senden her şeyi bırakmanı istemez. Sadece artık seni tüketen şeyleri fark etmeni ister.

Çünkü insan bazı yükleri bırakınca eksilmez.

Aksine… İlk kez kendisine yaklaşır.

Bugün bu yazıyı, ihtiyacı olduğunu düşündüğün ya da kalbine dokunmasını istediğin bir kadına gönder. Belki de tam şu anda birinin en çok duyması gereken şey budur.