Ekonomide bazen rakamlar kadar insanların ruh hali de büyük önem taşır. Çünkü ekonomi
sadece fabrikalardan, bankalardan ya da borsalardan ibaret değildir. Ekonomi aynı zamanda
insanların alışveriş yapma cesareti, yatırım yapma isteği ve geleceğe duyduğu güvenle ayakta
durur. İşte uzmanların "durgunluk psikolojisi" dediği konu tam da burada ortaya çıkar.
Durgunluk psikolojisi, insanların ve işletmelerin geleceğe umutla bakamaması nedeniyle
harcamalarını, yatırımlarını ve üretim planlarını ertelemesi anlamına gelir. Böyle dönemlerde
herkes "Biraz daha bekleyeyim." düşüncesine kapılır. Vatandaş ev almayı erteler, otomobil
almaktan vazgeçer, esnaf yeni eleman çalıştırmaz, sanayici yeni fabrika kurmayı düşünmez.
Sonuçta ekonomi yavaşlamaya başlar.
Aslında durgunluk psikolojisinin en önemli özelliği, kendi kendini besleyen bir döngü
oluşturmasıdır. İnsanlar harcamayınca işletmelerin satışları düşer. Satışlar düşünce üretim
azalır. Üretim azalınca yeni işçi alımları durur, hatta bazı işletmeler küçülmeye gider. İşsiz
kalan ya da işini kaybetmekten korkan vatandaş ise daha da az harcama yapar. Böylece
ekonomi giderek daha da yavaşlar.
Bugün birçok vatandaşın ortak cümlesi şudur: "Şimdilik bekleyelim." İşte bu bekleme
davranışı ekonomideki durgunluk psikolojisinin en açık göstergelerinden biridir. İnsanlar
ihtiyaçlarını bile ertelemeye başladığında piyasadaki hareketlilik azalır. Mobilyacı satış
yapamaz, beyaz eşya mağazası müşteri bekler, otomobil galerileri eski yoğunluğunu
göremez.
Esnaf açısından da tablo kolay değildir. Gün boyu dükkânını açık tutan birçok küçük işletme
sahibi, eskisi kadar müşteri gelmediğini söylüyor. Elektrik, kira ve personel giderleri artarken
satışların düşmesi işletmeleri zor durumda bırakıyor. Böyle olunca yeni yatırım yapmak
yerine mevcut işi ayakta tutmaya çalışıyorlar.
Sanayici de benzer bir psikoloji içinde hareket ediyor. Yeni makine almak, kapasite artırmak
veya yeni üretim hattı kurmak için önce geleceğe güvenmek gerekiyor. Ancak belirsizlik
arttığında yatırım kararları erteleniyor. Fabrikalar mevcut siparişleri karşılamaya odaklanıyor,
büyüme planları ise beklemeye alınıyor.
Vatandaşın harcama alışkanlıkları da değişiyor. Eskiden rahatlıkla yapılan birçok alışveriş artık
uzun uzun düşünülüyor. İnsanlar fiyatların düşmesini bekliyor ya da gelirlerinin artmasını
umut ediyor. Bunun sonucunda zorunlu ihtiyaçlar dışındaki harcamalar azalıyor. Lokantalar,
kafeler, giyim mağazaları ve dayanıklı tüketim ürünleri satan işletmeler bu değişimi doğrudan
hissediyor.
Ekonomide güven kaybı yalnızca tüketiciyi değil, yatırımcıyı da etkiliyor. Yerli yatırımcı risk
almak istemiyor. Yabancı yatırımcı ise ekonomik istikrarı ve öngörülebilirliği dikkatle izliyor.
Güven ortamının zayıfladığı dönemlerde yatırımlar yavaşlıyor. Bu da yeni iş alanlarının
oluşmasını geciktiriyor.
Durgunluk psikolojisinin en büyük zararı gençler üzerinde görülüyor. Üniversiteden mezun
olan birçok genç iş bulmakta zorlanıyor. İş bulanlar ise geleceğe ilişkin planlarını ertelemek
zorunda kalıyor. Evlilik, ev sahibi olma veya kendi işini kurma gibi önemli kararlar ekonomik
belirsizlik nedeniyle gecikebiliyor.
Elbette her ekonomik yavaşlama kalıcı değildir. Tarih boyunca birçok ülke durgunluk
dönemlerinden geçmiştir. Doğru ekonomik politikalar, üretimi destekleyen yatırımlar ve
güven veren uygulamalar sayesinde ekonomiler yeniden canlanmayı başarmıştır. Önemli
olan, piyasalara güven verecek adımların zamanında atılmasıdır.
Ekonomide güven ortamının yeniden oluşması için enflasyonun kalıcı şekilde düşmesi büyük
önem taşır. Çünkü fiyatların sürekli değişmediği bir ortamda vatandaş geleceğini daha rahat
planlar. İşletmeler maliyet hesabını daha doğru yapabilir. Yatırımcı önünü görebilir. Böylece
harcamalar ve yatırımlar yeniden artmaya başlar.
Faiz oranları, krediye erişim, vergi politikaları ve kamu yatırımları da ekonominin
hareketlenmesinde önemli rol oynar. Üretimi teşvik eden, ihracatı destekleyen ve istihdamı
artıran politikalar piyasalara moral verir. Özellikle küçük esnaf ile KOBİ'lerin finansmana daha
kolay ulaşabilmesi ekonomik canlılığı destekler.
Unutulmaması gereken bir gerçek daha var. Ekonomide bazen moral de en az para kadar
değerlidir. İnsanlar geleceğe güven duyduğunda harcamaktan çekinmez, girişimciler yatırım
yapar, işletmeler büyür ve yeni istihdam alanları oluşur. Güven arttıkça ekonomi de yeniden
hareketlenir.
Sonuç olarak durgunluk psikolojisi, sadece ekonomik bir kavram değil, toplumun günlük
yaşamını doğrudan etkileyen önemli bir süreçtir. Çarşıdaki esnaftan fabrikadaki işçiye,
emekliden öğrenciye kadar herkes bu psikolojiden etkilenebilir. Bu nedenle ekonomik başarı
yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, vatandaşın kendini ne kadar güvende hissettiğiyle de
ölçülmelidir. Güvenin yeniden tesis edildiği, üretimin arttığı ve insanların geleceğe umutla
baktığı bir ekonomi ise hem vatandaşın refahını yükseltir hem de ülkenin kalkınmasını
hızlandırır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]