Bir ekonomide paranın miktarı, dolaşım hızı, bankalardaki mevduatların dağılımı ve kredi hacmindeki
değişimler, ekonomik faaliyetlerin yönünü anlamak açısından büyük önem taşır. Para ve banka
istatistikleri yalnızca bankacılık sektörünün bilançosunu gösteren teknik veriler değildir. Aynı
zamanda vatandaşın tüketim eğilimini, işletmelerin finansmana erişimini, tasarruf sahiplerinin
tercihlerini ve para politikasının ekonomiye nasıl yansıdığını ortaya koyan önemli göstergelerdir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) Eylül 2026 dönemine ilişkin Aylık Para ve Banka
İstatistikleri de ekonominin mevcut görünümü hakkında dikkat çekici mesajlar vermektedir.
M3 para arzında büyüme yavaşlıyor
Eylül 2026 verilerine göre geniş para arzı M3, aylık 321 milyar 899 milyon TL artarak 32 trilyon 817
milyar 438 milyon TL seviyesine ulaştı. Ancak M3'ün yıllık büyüme hızı önceki aya göre 2,1 puan
gerileyerek yüzde 30,1 oldu. Aylık artış oranının yüzde 1 düzeyinde kalması, para arzındaki
genişlemenin hız kaybettiğini gösteriyor.
Bu gelişmeyi değerlendirirken enflasyonla birlikte düşünmek gerekiyor. Çünkü para arzının nominal
olarak artması, ekonomide aynı ölçüde reel bir genişleme yaşandığı anlamına gelmez. Fiyatlar
yükselirken para miktarındaki artışın önemli bir bölümü, aynı mal ve hizmetlerin daha yüksek
fiyatlarla satın alınmasından kaynaklanabilir.
Dolayısıyla para arzındaki büyümenin yavaşlaması, sıkı para politikasının sonuçlarının izlenmesi
bakımından önemli bir işarettir.
Mevduat tercihlerinde vadeli hesapların ağırlığı
Eylül ayında M3 büyümesine en büyük katkı 16,8 puanla vadeli mevduatlardan geldi. Vadesiz
mevduatların katkısı ise 9,8 puan olarak gerçekleşti. Aylık bazda vadeli mevduatlar 507 milyar 259
milyon TL artarken para piyasası fonlarında 633 milyar 990 milyon TL azalış kaydedildi.
Bu tablo, tasarruf sahiplerinin finansal tercihleri açısından önemli ipuçları taşıyor. Yüksek faiz ortamı,
birikimlerin vadeli mevduatlarda değerlendirilmesini teşvik ediyor. Vatandaşlar ve şirketler,
harcamalarını erteleyerek faiz getirisi elde etmeyi tercih edebiliyor.
Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Tasarrufların bankalarda birikmesi tek başına ekonomik
refahın arttığını göstermez. Mevduatın reel getirisi, enflasyon karşısındaki durumu ve tasarrufun
hangi gelir gruplarında yoğunlaştığı da dikkate alınmalıdır.
M1 ve M2 para arzı ne söylüyor?
En dar para arzı tanımı olan M1, eylül ayında 178 milyar 185 milyon TL artarak 11 trilyon 633 milyar
96 milyon TL'ye yükseldi. M1'in yıllık büyüme hızı ise 7,7 puan gerileyerek yüzde 31,6 oldu.
M2 para arzı 29 trilyon 912 milyar 192 milyon TL seviyesine ulaşırken toplam vadeli mevduat 18
trilyon 279 milyar 97 milyon TL olarak kaydedildi. Bunun 14 trilyon 834 milyar 724 milyon TL'si vadeli
TL mevduatlardan oluştu.
Bu rakamlar, bankacılık sistemindeki kaynakların önemli bölümünün vadeli hesaplarda toplandığını
ortaya koyuyor. Ekonomide tüketim yerine tasarruf eğiliminin güçlenmesi, enflasyonla mücadele
açısından olumlu değerlendirilebilir. Ancak tüketimdeki yavaşlama üretim, istihdam ve ticari
faaliyetler üzerinde baskı oluşturabilecek bir gelişmedir.
Kredilerde yavaşlama dikkat çekiyor
Parasal sektör tarafından hane halkına kullandırılan kredilerin yıllık büyüme hızı eylül ayında 1 puan
gerileyerek yüzde 36,8 oldu. Finansal olmayan kuruluşlara verilen kredilerin yıllık büyüme hızı da 0,5
puan azalarak yüzde 34,2 seviyesine indi.
Kredi büyümesindeki yavaşlama, para politikasının talep üzerindeki etkisini göstermesi bakımından
önemlidir. Bununla birlikte yüksek finansman maliyetleri, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin
yatırım kararlarını zorlaştırmaktadır. İşletmeler açısından krediye ulaşmak kadar, kullanılan kredinin
maliyetini karşılayabilecek bir üretim ve satış hacmine sahip olmak da önemlidir.
Türkiye ekonomisi açısından asıl mesele
M3 para arzındaki yıllık büyümenin karşılık kalemleri incelendiğinde özel sektörden alacakların 26,6
puanlık katkıyla öne çıktığı görülüyor. Genel yönetimden alacakların katkısı 4,2 puan oldu. Bu durum,
parasal genişlemenin önemli ölçüde özel sektöre sağlanan finansmanla ilişkili olduğunu gösteriyor.
Türkiye ekonomisinin önündeki temel mesele, para arzını kontrol altında tutarken üretim ve yatırım
kapasitesini koruyabilmektir. Enflasyonla mücadele yalnızca kredi hacmini daraltarak veya faizleri
yüksek tutarak başarıya ulaşamaz. Üretim maliyetlerinin düşürülmesi, verimlilik artışı, ihracatın
desteklenmesi ve tasarrufların üretken yatırımlara yönlendirilmesi de gereklidir.
Sonuç olarak Eylül 2026 para ve banka istatistikleri, parasal büyümenin hız kestiğini, vadeli
mevduatların ağırlık kazandığını ve kredi genişlemesinin yavaşladığını ortaya koymaktadır. Bu
gelişmeler dezenflasyon süreci açısından olumlu sinyaller taşımakla birlikte ekonominin bütününde
dengeli bir iyileşme sağlandığını söylemek için henüz yeterli değildir. Önemli olan, finansal
göstergelerdeki iyileşmenin vatandaşın alım gücüne, işletmelerin yatırım kapasitesine ve istihdam
olanaklarına yansımasıdır. Çünkü ekonomide gerçek başarı, yalnızca rakamların düzelmesi değil, bu
düzelmenin toplumun tamamı tarafından hissedilmesidir.
Kaynak: TCMB
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]