Canım Kadın,
Başkalarının hayatına dışarıdan baktığında ne kadar net görebiliyorsun değil mi?

Bir arkadaşın yanlış bir ilişkide olduğunu hemen anlarsın. Birinin kendini kullandırdığını fark edersin. Bir başkasının korkudan karar veremediğini, kendini sabote ettiğini, aslında neye ihtiyacı olduğunu çoğu zaman birkaç cümlede çözersin.

Ama sıra kendine geldiğinde… Aynı netlik kaybolur.

Saatlerce düşünürsün. Aynı konuyu defalarca kafanda çevirirsin. Bir yanın “bunu yapma” derken, diğer yanın yine aynı döngüye gider. Sonra da kendine kızarsın: “Ben bunu nasıl göremedim?”

Oysa mesele zekâ değil, farkındalık eksikliği değil. Bazen mesele, beynin seni korumaya çalışırken seni yanıltmasıdır.

Sinirbilim araştırmaları gösteriyor ki insan kendi duygusal meselelerinin içine girdiğinde beynin mantıklı karar veren bölgesi olan prefrontal korteks geri planda kalabiliyor. Özellikle yoğun stres, korku, terk edilme kaygısı ya da duygusal tehdit hissedildiğinde kontrolü daha ilkel savunma sistemi devralıyor.

Yani sen aslında düşünmüyor olabilirsin Canım Kadın… Sadece hayatta kalmaya çalışıyor olabilirsin.

Bu yüzden başkasına “Bırak gitsin” demek kolayken, kendin bırakamazsın. Başkası için “Bu ilişki sana iyi gelmiyor” dersin ama kendi içinde bin tane mazeret üretirsin. Çünkü duygusal yakınlık, insanın objektifliğini azaltır.

Buna psikolojide bazen “yakınlık körlüğü” denir. İnsan içinde olduğu hikâyeyi dışarıdan göremez. Çünkü acının tam ortasında duran biri, haritayı değil sadece yangını görür.

Ve en ilginç tarafı şu: Araştırmalar, kişinin kendine üçüncü şahıs gibi yaklaşmasının zihinsel berraklığı artırdığını söylüyor.

Yani: “Ben neden böyle hissediyorum?” yerine, “Fatma şu an neden böyle hissediyor olabilir?” diye düşünmek…

Bir anda beynin savunma modundan çıkıp analiz moduna geçmesine yardımcı olabiliyor.

Çünkü mesafe, zihni sakinleştirir.

İnsan kendine çok yaklaştığında ayrıntılarda kaybolur. Ama biraz geri çekildiğinde resmi görmeye başlar.

Belki de bu yüzden bazı kadınlar sürekli aynı döngüleri yaşar. Çünkü hislerinin içinde boğulurken gerçeği seçemezler.

Korkuyu sevgi sanırlar. Bağımlılığı aidiyet sanırlar. Sürekli düşünmeyi çözüm üretmek sanırlar.

Oysa aşırı düşünmek, her zaman farkındalık değildir. Bazen sadece kaygının gürültüsüdür.

Ve biliyor musun? Zihnin en çok yorulduğu anlar, sürekli kendi içine bakıp çıkış yolu aradığı anlardır. Çünkü insan bazen düşünerek değil, durarak netleşir.

Bir adım geri çekildiğinde… Sessiz kaldığında… Telefonu bırakıp yürüyüşe çıktığında… Kendini açıklamayı bıraktığında… Bir anda içerideki sis dağılmaya başlar.

Çünkü netlik, bazen cevabı aramayı bıraktığında gelir.

Canım Kadın, Kendini yargılayarak değil, gözlemleyerek iyileşeceksin.

Her hissettiğin şey gerçek değil. Her korkun kehanet değil. Her düşündüğün sen değilsin.

Bazen zihnin sadece yorgundur. Ve yorgun bir zihin, hayatı olduğundan daha karanlık gösterir.

Şimdi küçük bir egzersiz yapalım.

Bugün seni en çok yoran düşünceyi bir kâğıda yaz. Sonra o cümlenin başına kendi adını ekle.

Örneğin: “Fatma şu an neden değersiz hissediyor?” “Fatma neden bu kadar korkuyor?” “Fatma aslında neye ihtiyaç duyuyor?”

Sonra kendine dışarıdan bakıyormuş gibi cevap ver.

Göreceksin… İnsan kendine şefkatle baktığında, zihninin sesi bile değişmeye başlıyor.

Ve unutma Canım Kadın… Bazen sorun, yolunu kaybetmen değildir. Sadece duygularının sisinde yön tabelalarını göremiyorsundur.

Biraz dur. Biraz geri çekil. Biraz nefes al.

Çünkü dışarıdan herkese gösterdiğin o anlayışı, bir gün kendine de gösterebildiğinde… İşte o gün gerçekten güçlenmeye başlayacaksın.