Türkiye sermaye piyasalarında son günlerin en önemli başlıklarından biri yatırım fonlarında yaşanan
gelişmeler oldu. Sermaye Piyasası Kurulu’nun 7 portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu toplam
131 yatırım fonunun tasfiye edilmesine yönelik kararının ardından şimdi gözler yatırımcıların
parasının nasıl ve ne zaman ödeneceğine çevrilmiş durumda.
İşin bir başka önemli tarafı ise tasfiye sürecinin iki büyük banka tarafından yürütülecek olması. Tera
Portföy’ün kurucusu olduğu fonlarda Türkiye İş Bankası, A1 Capital, Atlas, Bulls, Hedef, Pardus ve
Pusula Portföy’ün fonlarında ise Ziraat Bankası görevlendirildi. SPK’nın belirlediği uygulama
çerçevesine göre bankalar, fon varlıklarının tasfiyesini ve yatırımcılara dağıtılacak tutarların
hesaplanmasını yürütecek.
Burada yatırımcı açısından ilk bilinmesi gereken nokta şu: Fonun tasfiye edilmesi, yatırımcının
parasının otomatik olarak yok olması anlamına gelmiyor.
Fonların içerisinde bulunan hisse senetleri, tahvil ve diğer finansal varlıklar piyasa koşulları dikkate
alınarak nakde dönüştürülecek. Fonların borçları ve tasfiye giderleri düşüldükten sonra kalan tutar
yatırımcıların sahip oldukları pay oranında dağıtılacak. Dolayısıyla yatırımcının eline geçecek nihai
tutar, tasfiye sürecinde varlıkların hangi fiyatlardan nakde çevrileceğine de bağlı olacak.
Asıl önemli konu satışların nasıl yapılacağı
Bence bu sürecin en kritik noktası burasıdır.
Çünkü yüz milyarlarca liralık bir portföyün kısa sürede ve aceleyle satılması, özellikle likiditesi düşük
hisselerde ciddi fiyat hareketlerine neden olabilir. Böyle bir durumda fonların varlıkları daha düşük
fiyatlardan satılabilir ve bu da yatırımcıların tasfiye sonunda elde edeceği tutarı etkileyebilir.
SPK’nın yaklaşımında ise bütün varlıkların aynı anda satılması zorunluluğu bulunmuyor. Bankalar,
piyasa koşullarını, işlem hacimlerini ve yatırımcıların menfaatlerini dikkate alarak satışların
zamanlamasını belirleyebilecek. Bazı varlıkların vadesinin beklenmesi veya uygun piyasa şartlarının
oluşmasının tercih edilmesi de mümkün olacak.
Bu nedenle tasfiye sürecinin başarısı yalnızca “varlıklar satıldı mı?” sorusuyla değil, hangi varlık hangi
fiyattan ve hangi zamanlamayla satıldı? sorusuyla ölçülecek.
Yatırımcının parası ne zaman gelecek?
SPK düzenlemesine göre tasfiye sürecinin kural olarak en fazla üç aylık süre içerisinde tamamlanması
öngörülüyor. Ancak bu durum bütün yatırımcıların üç ay boyunca parasını beklemek zorunda olduğu
anlamına gelmiyor.
Varlıklar nakde çevrildikçe ve dağıtılabilir tutar oluştukça yatırımcılara ödeme yapılabilecek.
Dolayısıyla bazı yatırımcıların paralarını daha erken alması, bazı ödemelerin ise tasfiye işlemlerinin
tamamlanmasını beklemesi mümkün.
Burada önemli bir ayrıntının da altını çizmek gerekiyor: Ziraat Bankası ve İş Bankası'nın süreci
yürütmesi, yatırımcıya belirli bir tutarın banka tarafından garanti edildiği anlamına gelmiyor.
Bankaların görevi fon varlıklarının tasfiye edilmesini ve oluşan net tutarın hak sahiplerine
dağıtılmasını sağlamak.
Yani yatırımcının beklentisi “bankalar zararı karşılayacak” şeklinde olmamalı.
131 fon neden önemli?

Çünkü burada sadece fon sayısından söz etmiyoruz. Reuters'ın aktardığı verilere göre tasfiye
kapsamındaki fonların yönetilen varlık büyüklüğü yaklaşık 891 milyar lira seviyesinde. Hazine ve
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise Türkiye'de toplam 2 bin 38 yatırım fonu bulunduğunu ve tasfiye
kapsamındaki fonların toplam fon hacminin yaklaşık yüzde 10'una denk geldiğini belirtti.
Dolayısıyla mesele sadece tasfiye edilen 131 fonun yatırımcılarıyla sınırlı değil.
Burada çok daha önemli bir konu var: Yatırımcının sermaye piyasalarına olan güveni.
Türkiye'de son yıllarda yatırım fonlarının ciddi biçimde büyüdüğünü görüyoruz. Vatandaş açısından
fonlar, doğrudan hisse senedi seçmek yerine profesyonel portföy yönetiminden yararlanma imkânı
sağlıyor. Bu nedenle yatırımcıların fonlara duyduğu güven sermaye piyasalarının gelişmesi açısından
son derece önemli.
Şimdi yaşanan süreçte yatırımcıların en fazla merak ettiği konu da doğal olarak “Benim fonumun
içinde ne var ve bunun gerçek değeri nedir?” sorusu olacaktır.
Bundan sonra daha fazla şeffaflık gerekiyor
Bana göre bu gelişmenin en önemli sonucu, yatırım fonlarında şeffaflık ve risk yönetimi konularının
yeniden gündeme gelmesi olacaktır.
Bir yatırım fonunun büyüklüğü ne kadar yüksek olursa olsun, yatırımcı açısından önemli olan sadece
geçmişte elde ettiği getiri değildir. Fonun hangi varlıklara yatırım yaptığı, bu varlıkların ne kadar likit
olduğu, portföyün ne kadar yoğunlaştığı ve gerektiğinde bu varlıkların ne kadar hızlı nakde
çevrilebildiği de en az getiri kadar önemlidir.
Çünkü yüksek getiri beklentisi ile yüksek likidite riskinin aynı anda bulunabileceğini bu süreç bize bir
kez daha gösteriyor.
Özellikle küçük yatırımcıların yalnızca geçmiş dönem performansına bakarak fon seçmemesi
gerekiyor. “Son bir yılda yüzde şu kadar kazandırmış” ifadesi tek başına yeterli değildir. O getirinin
hangi risk alınarak elde edildiğine de bakmak gerekir.
Borsa açısından da kritik bir süreç
Fonların ellerindeki varlıkları nakde çevirmesi Borsa İstanbul açısından da yakından izlenecek.
Ancak tasfiyenin tek seferde ve kontrolsüz satışlara dönüşmemesi burada büyük önem taşıyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de yaşanan sorunun sınırlı sayıdaki fonla ilgili olduğunu ve
genele yayılan sistemik bir risk bulunmadığını ifade etti. Reuters'ın aktardığına göre TCMB de
piyasalardaki likidite koşullarını desteklemek amacıyla repo fonlamasını 300 milyar liraya çıkardı.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde sadece fonların tasfiyesi değil, piyasadaki likiditenin seyri, yatırımcı
davranışı ve Borsa İstanbul'daki işlem hacimleri de yakından takip edilecek.
Yatırımcı ne yapmalı?
Burada benim özellikle vurgulamak istediğim nokta panik yapılmaması.
Tasfiye kapsamındaki fonlarda normal alım-satım işlemleri durdurulmuş durumda. Yatırımcıların
ayrıca bir başvuru yaparak haklarını talep etmesi gerektiğine ilişkin bir uygulama bulunmuyor; hak
sahipliği Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtları üzerinden belirlenecek. Buna rağmen yatırımcıların kendi
hesaplarını, fon duyurularını ve tasfiye sürecine ilişkin resmî açıklamaları yakından takip etmesi
önemli.

Bundan sonraki dönemde yapılacak en doğru iş, söylentilerle hareket etmek yerine SPK, MKK,
bankalar ve ilgili portföy kuruluşlarının resmî açıklamalarını takip etmek olacaktır.
Sonuç olarak 131 fonun tasfiyesi Türk sermaye piyasaları açısından önemli bir sınavdır. Bu sınav
yalnızca yatırımcıların parasının ne kadarının ve ne zaman geri ödeneceğiyle sınırlı değildir. Aynı
zamanda fon sektöründe risk yönetiminin, değerleme mekanizmalarının, likidite yönetiminin ve
şeffaflığın ne kadar güçlü olması gerektiğini de ortaya koymaktadır.
Benim açımdan bundan sonraki en önemli beklenti, tasfiye işlemlerinin piyasa fiyatlarını gereksiz
şekilde bozmadan, yatırımcı hakları gözetilerek ve mümkün olan en yüksek şeffaflıkla yürütülmesidir.
Çünkü sermaye piyasalarında kaybedilen para kadar önemli olan bir başka şey de güvendir.
Para yeniden kazanılabilir. Fakat yatırımcının güvenini yeniden oluşturmak çok daha uzun zaman
alabilir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]