Manisa Turgutlu’da bir okulun önünde yaşanan silahlı saldırıda öğrencilerin yaralandığını öğrendik. Bir çocuğun sabah evinden okula gitmek için çıkıp böyle bir olayın ortasında kalmasını yalnızca birkaç gün konuşup unutmamalıyız.

Böyle olayları sadece “Okullarda güvenlik artırılsın” diyerek tartışmak da yeterli değil. Konunun aileden eğitime, gelir dağılımından vergilere, kamu harcamalarından silaha erişime kadar uzanan birçok tarafı var.

Yıllardır çalışanların emeklilere oranının düşmesi gibi nüfus problemleri üzerinden “Kaç çocuk?” sorusunu tartışıyoruz. Ama kaç çocuk dünyaya getirdiğimiz kadar, onları nasıl yetiştirdiğimiz, nasıl eğittiğimiz, hangi koşullarda büyüttüğümüz ve nasıl insanlar olmalarına imkân sağladığımız da önemli. O çocuğun beslenmesi, eğitimi, ruhsal ve sosyal gelişimi, çevresi, güvenliği ve geleceği de sorumluluklarımız içinde. Ailenin sorumluluğu kadar devletin sorumluluğu da burada devreye giriyor. Çünkü her ailenin ekonomik imkânı aynı değil.

Parası olan aile çocuğunu daha güvenli bir okula gönderebiliyor, servis tutabiliyor, özel ders aldırabiliyor, spor ve sanat etkinliklerine ulaştırabiliyor. Geliri sınırlı bir ailenin çocuğu ise bütün bunların önemli bir bölümünden mahrum kalabiliyor. Güvenlik de ekonomik imkânlara bağlı hâle geliyorsa, artık yalnızca gelir eşitsizliğinden değil, çocukların hayata başladıkları koşulların eşitsizliğinden söz ediyoruz.

Vergilerimiz çocuğun okulu öğretmeni, laboratuvarı, kütüphanesi, okulun temizliği, güvenliği... Gerektiğinde psikolojik danışmanı, sosyal hizmet uzmanı. Yoksul bir ailenin çocuğuyla varlıklı bir ailenin çocuğu arasındaki uçurumu bir ölçüde kapatabilmenin araçlarından biri.

2026 yılı için Millî Eğitim Bakanlığı, üniversiteler ve diğer eğitim kurumlarını kapsayan toplam eğitim bütçesi yaklaşık 2,9 trilyon TL olarak açıklandı. Dolayısıyla yalnızca “Eğitime para ayrılıyor mu?” sorusunu sormak yeterli değil. Bu kaynak hangi önceliklerle, ne kadar etkili ve ne kadar “denetlenebilir” biçimde kullanılıyor?

Bir de eskiden çok kullanılan, son derece çirkin ama bir zihniyeti iyi anlatan bir söz vardı: “Devletin malı deniz, yemeyen keriz.” Bu sözün normalleşmesi bile kamu malına nasıl baktığımızı gösteriyor. Oysa devletin parası diye sahipsiz bir para yok O para bizim ödediğimiz vergiler. Markette aldığımız üründen maaşımıza, otomobilden akaryakıta kadar ödediğimiz vergilerle oluşan kamu kaynağı.

Kamunun uğradığı her büyük zarar için rakamları milyonlar, milyarlar diye okuyup geçmek yerine başka bir hesap daha yapmak gerekiyor:

Bu parayla kaç okulun güvenliği sağlanabilirdi? Kaç okula psikolojik danışman, sosyal hizmet desteği veya güvenlik personeli sağlanabilirdi? Kaç çocuğun daha iyi koşullarda eğitim alması mümkün olabilirdi? Kaç okulun fiziki şartları iyileştirilebilirdi?... Kamu zararının gerçek karşılığı yalnızca kaybolan para değil, aynı zamanda o parayla yapılabilecek fakat artık yapılamayan işler.

Gelir dağılımı da bu tartışmanın dışında tutulamaz. TÜİK'in 2025 Gelir Dağılımı İstatistiklerine göre en yüksek gelirli yüzde 20'lik kesim toplam gelirin yüzde 48'ini alırken, en düşük gelirli yüzde 20'nin payı yüzde 6,4. İnsanların gelirleri ve sahip oldukları imkânlar farklı olabilir. Vergi ve sosyal politikaların görevlerinden biri, bu farkların eğitim, sağlık ve güvenlik gibi temel hizmetlere erişimde eşitsizlik yaratmasını önlemek.

Bir ailenin ekonomik durumu çocuğunun hangi telefonu kullanacağını, hangi ayakkabıyı giyeceğini belirleyebilir. Ama çocuğunun güvenli bir okulda okuyup okuyamayacağını belirlememeli. Okul güvenliği de yalnızca kapıya bir güvenlik görevlisi koymaktan ibaret görülemez. Okula silahla gelinmesini önleyecek tedbirler, okul çevresinin güvenliği, çocukların silaha erişimi, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri, akran zorbalığının izlenmesi, riskli davranışların erken fark edilmesi ve aile-okul iş birliği birlikte düşünülmeli.

Çocuklarımızın eğitiminden, güvenliğinden ve geleceğinden söz ediyorsak ödediğimiz verginin nereye harcandığıyla da ilgilenmek zorundayız. Kamu kaynaklarının korunması, adil bir vergi sistemi, nitelikli eğitim ve güvenli okullar birbirinden kopuk konular değil.

Her çocuk güven içinde okula gidebilmeli ve yine güven içinde evine dönebilmeli.