Türkiye ekonomisinin nabzını tutmak açısından haftalık para ve banka istatistikleri son derece önemli.
Çünkü bu veriler yalnızca bankaların bilançosunu değil, vatandaşın tasarruf tercihlerini, şirketlerin
finansman ihtiyacını, kredi kullanımını ve ekonomideki para hareketlerinin yönünü de gösteriyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 18 Eylül 2026 tarihli verileri de bu açıdan dikkat çekici bir
tablo ortaya koydu.
İlk dikkat çeken gelişme toplam mevduattaki artış oldu. Bankacılık sektörünün toplam mevduatı 11
Eylül haftasında 33 trilyon 456,9 milyar lira iken, 18 Eylül haftasında 33 trilyon 891,8 milyar liraya
yükseldi. Bir haftada yaklaşık 434,9 milyar liralık artış söz konusu. Bu, yüzde 1,3 civarında bir haftalık
büyümeye karşılık geliyor. Rakamın büyüklüğü, yüksek faiz ortamında tasarruf sahiplerinin bankacılık
sistemindeki mevduatlarını korumaya devam ettiğini gösteriyor.
Toplam Türk lirası mevduatı da 20 trilyon 814,5 milyar liraya çıktı. Yurt içi yerleşiklerin TL mevduatı 18
trilyon 510,5 milyar lira olurken, bunun 9 trilyon 672,1 milyar lirası gerçek kişilere, yaklaşık 8 trilyon
838,4 milyar lirası ise tüzel kişilere ait bulunuyor. Burada özellikle şirketlerin TL mevduatındaki artış
dikkat çekiyor. Şirketlerin nakit yönetiminde yüksek faiz getirisi önemli bir unsur olmaya devam
ediyor.
Ancak para ve banka istatistiklerinin belki de en dikkat çekici tarafı yabancı para mevduatlarında
yaşanan yükseliş. Yurt içi yerleşiklerin yabancı para mevduatı 230,8 milyar dolar seviyesine çıktı. Daha
önemlisi, parite etkisinden arındırılmış olarak haftalık artış 3 milyar 30 milyon dolar oldu. Bu artışın 2
milyar 668 milyon dolarlık bölümü tüzel kişilerden, 362 milyon dolarlık kısmı ise gerçek kişilerden
kaynaklandı.
Bu tabloyu değerlendirirken yalnızca “döviz talebi arttı” şeklinde yorum yapmak doğru olmayacaktır.
Şirketlerin ithalat ödemeleri, ihracat gelirleri, bilanço yönetimi ve kur riskinden korunma tercihleri de
yabancı para hesaplarının hareketinde etkili olabilir. Dolayısıyla rakamların ekonomik nedenlerini
daha geniş bir çerçevede değerlendirmek gerekir.
Kredi tarafında ise daha farklı bir görünüm var. Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 18 Eylül
haftasında 27 trilyon 531,4 milyar liraya yükseldi. Ancak haftalık artış yaklaşık 22,1 milyar lira ile sınırlı
kaldı. Başka bir ifadeyle mevduat tarafındaki hareketlilik kredi tarafında aynı ölçüde görülmedi.
Bunun özellikle tüketici kredilerinde daha belirgin olduğunu görüyoruz. Tüketici kredileri bir haftada
yaklaşık 79,5 milyar lira azalarak 6 trilyon 885,4 milyar liraya geriledi. İhtiyaç kredileri 2 trilyon 568,5
milyar liraya, bireysel kredi kartı bakiyesi ise 3 trilyon 441,4 milyar liraya indi. Konut kredileri ise
yaklaşık 1,2 milyar liralık artışla 834,3 milyar liraya yükseldi.
Bu gelişme bana göre hane halkının borçlanma konusunda daha seçici davrandığını gösteren önemli
bir işaret. Yüksek faiz oranları kredi talebini sınırlarken, vatandaşın harcamalarını mevcut gelir ve
birikimleri üzerinden karşılamaya çalışması da mümkün. Özellikle ihtiyaç kredileri ve kredi kartlarında
görülen gerileme, finansal koşulların tüketici davranışları üzerindeki etkisini ortaya koyuyor.
Buna karşılık şirketler açısından kredi kanalı tamamen kapanmış değil. Finansal kesim dışındaki
kuruluşlara kullandırılan krediler 19 trilyon 832,7 milyar liraya ulaşırken ticari kredilerin toplamı 18
trilyon 445,2 milyar lira oldu. TL cinsi KOBİ kredileri de 5 trilyon 478,2 milyar liraya yükseldi. Bu
durum, işletmelerin üretim, işletme sermayesi ve ticari faaliyetlerini sürdürmek için kredi kullanmaya
devam ettiğini gösteriyor.
Fakat burada başka bir göstergeyi de göz ardı etmemek gerekiyor: takipteki alacaklar. Bankacılık
sektöründe takipteki alacaklar 18 Eylül haftasında 875,7 milyar liraya çıktı. Takipteki tüketici kredileri
ise 371,4 milyar liraya ulaştı. Bu rakamlar, kredi kalitesinin yakından izlenmesi gerektiğini ortaya
koyuyor.
Para arzındaki gelişmeler de önemli. M1 para arzı 11 trilyon 546,4 milyar liraya, M2 para arzı 29
trilyon 422,8 milyar liraya ve M3 para arzı 32 trilyon 514,2 milyar liraya yükseldi. Para arzındaki bu
genişleme, ekonomideki likidite koşullarının izlenmesi açısından önemli bir gösterge oluşturuyor.
Sonuç olarak 18 Eylül haftasının tablosunda üç önemli mesaj görüyorum: Mevduat artıyor, tüketici
kredileri geriliyor ve şirketlerin finansman ihtiyacı devam ediyor. Bunun yanında yabancı para
mevduatındaki artış ile takipteki alacaklardaki yükseliş de yakından izlenmesi gereken gelişmeler.
Türkiye ekonomisinde dezenflasyon süreci devam ederken para ve kredi göstergelerinin dengesi
büyük önem taşıyor. Mevduatların artması finansal sistem açısından likiditeyi desteklerken, kredilerin
hangi alanlara yöneldiği ekonomik büyümenin niteliğini belirleyecek. Önümüzdeki haftalarda özellikle
tüketici kredileri, ticari krediler, yabancı para mevduatları ve takipteki alacakların seyri, ekonomideki
finansal koşulların yönünü anlamak açısından belirleyici olmaya devam edecek.
Kaynak: TCMB
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]