Türkiye ekonomisinin geleceğine ilişkin beklentileri anlamak açısından Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası’nın Piyasa Katılımcıları Anketi önemli göstergelerden birisi. Çünkü bu anket yalnızca
rakamlardan ibaret değil. Finansal sektör ve reel sektör temsilcilerinin geleceğe ilişkin düşüncelerini
ortaya koyuyor. Dolayısıyla piyasanın enflasyon, döviz kuru, faiz ve büyüme konularında hangi
noktada durduğunu anlamak açısından önemli bir referans oluşturuyor.
Eylül 2026 anketinin en dikkat çekici sonucu ise yıl sonu enflasyon beklentisindeki yükseliş oldu. Bir
önceki ankette yüzde 29,43 olan 2026 yıl sonu TÜFE beklentisi yüzde 29,61’e çıktı. Artış çok büyük
görünmeyebilir. Ancak burada önemli olan rakamın kendisinden çok yönüdür. Enflasyon
beklentilerinin yeniden yukarı doğru hareket etmesi, dezenflasyon sürecinin henüz tamamen
güvence altına alınmadığını gösteriyor.
Üstelik piyasanın yüzde 29,61’lik beklentisi, yeni Orta Vadeli Program’da 2026 yılı için öngörülen
yüzde 28,4’lük enflasyon tahmininin üzerinde bulunuyor. Aradaki yaklaşık 1,2 puanlık fark, ekonomi
yönetimi açısından üzerinde durulması gereken bir konu. Çünkü enflasyonla mücadelede yalnızca
gerçekleşen enflasyon değil, geleceğe ilişkin beklentiler de büyük önem taşıyor.
Burada vatandaş açısından da önemli bir nokta var. Enflasyon beklentisi yükseldiğinde işletmeler
gelecekteki maliyetlerini daha yüksek varsayabiliyor, çalışanlar ücret taleplerini buna göre
şekillendirebiliyor, tüketiciler ise fiyatların daha da artacağı düşüncesiyle harcamalarını öne
çekebiliyor. Böylece beklentiler ile gerçekleşmeler arasında birbirini besleyen bir mekanizma ortaya
çıkabiliyor.
Eylül anketinde 12 ay sonrası TÜFE beklentisi yüzde 23,69’dan yüzde 23,70’e yükseldi. 24 ay sonrası
beklenti ise yüzde 18,03’ten yüzde 18,32’ye çıktı. Burada da çok büyük değişiklikler yok. Ancak uzun
vadeli beklentideki küçük yukarı hareket bile enflasyonla mücadelede beklentilerin tamamen
çıpalanmadığını düşündürüyor.
Döviz tarafında ise farklı bir tablo görüyoruz. Yıl sonu dolar/TL beklentisi 51,57’ye gerilerken, 12 ay
sonrası beklenti 58,60 TL’ye yükseldi. Bu durum bana göre piyasanın kısa vadede döviz kurunda
kontrollü bir hareket beklediğini, ancak zaman ilerledikçe kur üzerinde yukarı yönlü bir hareket alanı
gördüğünü gösteriyor.
Burada özellikle ihracatçı ve ithalatçı açısından farklı sonuçlar ortaya çıkabilir. Kurun kontrollü
seyretmesi ithalat maliyetlerinin yönetilmesi açısından avantaj sağlayabilir. Ancak yüksek enflasyon
ortamında kurun enflasyonun gerisinde kalması, ihracatçının maliyet ve rekabet gücü açısından farklı
sorunları beraberinde getirebilir. Bu nedenle döviz kuruna yalnızca “kaç lira olacak?” şeklinde bakmak
doğru değildir. Kurun enflasyon, maliyetler, faiz ve dış ticaret ile birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Faiz beklentileri de dikkat çekici. Eylül ayında politika faizi yüzde 37 seviyesinde tutuldu. TCMB, karar
metninde enflasyon görünümünü, ana eğilimi ve beklentileri dikkate alarak ihtiyatlı hareket edeceğini
vurguladı. Jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatları üzerinden enflasyon açısından yukarı yönlü risk
oluşturduğu da belirtildi.
Piyasa katılımcılarının büyüme beklentilerinde ise aşağı yönlü bir revizyon görülüyor. 2026 yılı
büyüme beklentisinin yüzde 3 seviyesine gerilemesi, enflasyonla mücadele için uygulanan sıkı finansal
koşulların ekonomik aktivite üzerindeki etkisinin yakından izlendiğini gösteriyor.
Benim açımdan anketin en önemli mesajı şu: Türkiye ekonomisinde dezenflasyon süreci devam
ediyor ancak piyasanın enflasyon konusunda henüz tam anlamıyla rahatladığını söylemek mümkün
değil.
Nitekim TCMB de ağustos ayında yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 31,51 olduğunu, enflasyonun
ana eğiliminde gerileme işaretleri bulunduğunu ancak enerji fiyatlarındaki yükselişin yukarı yönlü risk
oluşturduğunu belirtiyor.
Buradan çıkarmamız gereken sonuç, enflasyonla mücadelenin yalnızca faiz politikasıyla sınırlı
olmadığıdır. Maliye politikası, üretim, verimlilik, gıda arzı, enerji maliyetleri, döviz kuru ve
beklentilerin tamamı aynı denklem içerisinde değerlendirilmelidir.
Özellikle vatandaş açısından bakıldığında yüzde 29,61’lik yıl sonu beklentisi hâlâ çok yüksek bir fiyat
artışına işaret ediyor. Enflasyonun yüzde 31’lerden yüzde 20’li seviyelere gerilemesi önemli bir
gelişme olacaktır ancak fiyatların düşmesi ile fiyat artış hızının yavaşlaması birbirinden farklıdır.
Vatandaşın günlük yaşamında asıl hissedilen de budur.
Sonuç olarak Eylül ayı anketi ekonomiye “enflasyon düşüyor, fakat mücadele henüz bitmedi” mesajını
veriyor. Piyasanın beklentilerinde büyük bir bozulma yok ancak güçlü bir iyileşme de henüz
görülmüyor.
Önümüzdeki dönemde en önemli konu, gerçekleşen enflasyonun beklentileri aşağı çekip
çekemeyeceği olacak. Eğer beklentiler düşmeye başlarsa ücret, maliyet, fiyatlama ve kur davranışları
da bundan olumlu etkilenebilir. Bunun gerçekleşmesi ise sadece para politikasının değil, ekonominin
tamamının daha dengeli ve öngörülebilir bir yapıya kavuşmasına bağlı.
Kısacası Türkiye ekonomisinde yeni dönemin en önemli sınavı enflasyonu düşürmek kadar, toplumun
ve piyasaların gelecekte daha düşük enflasyona gerçekten inanmasını sağlamak olacaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]