Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı dayanıklılığını gösteren en önemli göstergelerden biri olan
Merkez Bankası rezervleri, 25 Eylül 2026 haftasında yeniden gündemin merkezine yerleşti. Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yayımladığı Haftalık Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi
verilerine göre resmi rezerv varlıkları bir önceki haftaya göre yüzde 1,8 azalarak 171,2 milyar dolar
oldu.
Bu rakam ilk bakışta hâlâ oldukça yüksek görünebilir. Ancak ekonomide yalnızca toplam rezerv
miktarına bakmak yeterli değildir. Rezervlerin hangi kalemlerden oluştuğu, döviz ve altın dağılımı, kısa
vadeli döviz yükümlülükleri ve önümüzdeki dönemde kullanılabilecek gerçek likidite kapasitesi de
birlikte değerlendirilmelidir.
25 Eylül haftasında döviz varlıklarının yüzde 2,2 azalarak 53,9 milyar dolara, altın cinsinden
rezervlerin ise yüzde 1,8 gerileyerek 109,6 milyar dolara indiği görülüyor. IMF rezerv pozisyonu ve
Özel Çekme Hakları'nın toplamı ise 7,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Burada dikkat çekmek istediğim önemli nokta şudur: Rezervlerdeki düşüşü tek başına “ekonomide
ciddi bir sorun var” şeklinde yorumlamak doğru değildir. Merkez bankalarının rezervleri haftadan
haftaya; döviz piyasasındaki işlemler, kamu ödemeleri, dış borç hareketleri, bankacılık sistemi
işlemleri, altın fiyatları ve piyasa koşulları nedeniyle değişebilir. Dolayısıyla önemli olan tek haftalık
değişimden ziyade eğilimin ne söylediğidir.
Nitekim son haftalara baktığımızda rezervlerde belirgin bir dalgalanma görüyoruz. Toplam rezervler
21 Ağustos haftasında 188,4 milyar dolara kadar çıkmış, daha sonra 28 Ağustos’ta 188,2 milyar dolar,
4 Eylül’de 184,2 milyar dolar, 11 Eylül’de 178,7 milyar dolar ve 18 Eylül’de 174,4 milyar dolar
seviyesine gerilemişti. 25 Eylül’de ise 171,2 milyar dolara indi.
Yani burada birkaç haftadır devam eden bir gerileme eğilimi söz konusu. Bu nedenle piyasaların
özellikle net rezerv, swap işlemleri ve döviz likiditesi göstergelerini yakından takip etmesi gerekiyor.
Bir başka önemli başlık ise kısa vadeli döviz yükümlülükleri. Kamu sektörünün, Merkez Bankası ve
merkezi yönetim dahil olmak üzere, kısa vadeli döviz yükümlülükleri 25 Eylül haftasında yüzde 2,1
artarak 122,2 milyar dolara yükseldi.
Bu rakam bize rezerv tartışmasının neden sadece brüt rezerv üzerinden yapılmaması gerektiğini
anlatıyor. Bir ülkenin dış şoklara karşı gücünü değerlendirirken elindeki varlıklar kadar kısa vadede
yerine getirmesi gereken yükümlülükler de hesaba katılmalıdır.
Özellikle Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı bulunan ekonomiler açısından döviz likiditesi büyük önem
taşımaktadır. İthalatın kesintisiz devam etmesi, dış borçların çevrilmesi, enerji faturalarının
karşılanması ve finansal sistemin döviz ihtiyacının karşılanması açısından yeterli likidite tamponu
güven unsuru oluşturur.
Benim açımdan burada üzerinde durulması gereken temel konu rezervlerin miktarından çok rezerv
birikiminin sürdürülebilirliğidir. Rezervlerin yeniden yükselmesi elbette piyasalar açısından olumlu
bir gelişme olacaktır. Fakat bunun geçici sermaye girişlerinden veya piyasa koşullarındaki kısa süreli
değişimlerden ziyade kalıcı döviz kazandırıcı kaynaklarla desteklenmesi daha önemlidir.
Bunun yolu da ihracatın artırılmasından, turizm gelirlerinin güçlendirilmesinden, doğrudan yabancı
yatırımların çekilmesinden ve cari açığın kalıcı biçimde kontrol altında tutulmasından geçmektedir.
Aynı zamanda enflasyonla mücadelenin güvenilir biçimde sürdürülmesi, Türkiye’nin risk priminin
düşmesi ve dış finansmana erişimin kolaylaşması da rezerv dinamiklerini olumlu etkileyebilir.

Altın rezervlerinin toplam rezervler içerisindeki yüksek payı da ayrıca dikkat çekiyor. 25 Eylül itibarıyla
109,6 milyar dolarlık altın rezervi, toplam resmi rezervlerin önemli bölümünü oluşturuyor. Altın,
küresel piyasalardaki belirsizlik dönemlerinde önemli bir rezerv unsuru olmakla birlikte, döviz
likiditesi açısından dolar veya diğer konvertibl para birimleriyle aynı işlevi her durumda görmez. Bu
nedenle rezervlerin kompozisyonu da en az toplam büyüklük kadar önemlidir.
Sonuç olarak 25 Eylül 2026 verileri, Türkiye’nin rezervlerinde son haftalarda yaşanan gerilemenin
devam ettiğini gösteriyor. 171,2 milyar dolarlık resmi rezerv önemli bir tampon olmakla birlikte,
yükselen kısa vadeli döviz yükümlülükleri nedeniyle likidite göstergelerinin birlikte değerlendirilmesi
gerekiyor.
Önümüzdeki dönemde piyasaların en çok bakacağı konu, rezervlerdeki düşüşün geçici mi yoksa kalıcı
bir eğilimin başlangıcı mı olduğudur. Bunun cevabını ise gelecek haftaların verileri verecek. Türkiye
açısından esas hedef, sadece yüksek rezerv açıklamak değil; güçlü, kullanılabilir, sürdürülebilir ve
güven veren bir döviz likiditesi yapısı oluşturmak olmalıdır.
Kaynak: TCMB
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]