Canım Kadın,
Çoğu kadın kaygılandığında ilk yaptığı şey, kendini sakinleştirmeye çalışmaktır.
"Rahat ol."
"Heyecan yapma."
"Sakinleş."
Ama ilginç olan şu ki...
Beyin bazen bu cümleleri bir rahatlama mesajı olarak değil, "Demek ki ortada gerçekten tehlikeli bir durum var." şeklinde algılar.
Sonra kalbin biraz daha hızlı atmaya başlar.
Nefesin değişir.
Kasların gerilir.
Ve sen bu kez yalnızca yaşadığın durumla değil, kaygılanıyor olmanla da mücadele etmeye başlarsın.
İşte zihni en çok yoran döngü de budur.
Canım Kadın,
Kaygı ve heyecan düşündüğümüz kadar farklı duygular değildir.
İkisinde de sempatik sinir sistemi aktive olur.
Kalp hızlanır.
Enerji yükselir.
Dikkat keskinleşir.
Vücut harekete hazırlanır.
Yani bedenin verdiği biyolojik tepki büyük ölçüde aynıdır.
Çoğu zaman değişen tek şey, zihnin bu deneyime verdiği anlamdır.
Harvard Üniversitesi'nden araştırmacı Alison Wood Brooks'un çalışmaları da bunu destekler.
Özellikle performans gerektiren durumlarda, "Kaygılıyım." demek yerine "Heyecanlıyım." demenin performansı artırabildiği gösterilmiştir.
Çünkü beyin, savaşılması gereken bir tehditle değil, kullanılabilecek bir enerjiyle karşı karşıya olduğunu düşünmeye başlar.
Bu yüzden mesele her zaman duyguyu yok etmek değildir.
Bazen ona yeni bir isim vermektir.
Canım Kadın,
Belki de yıllardır korktuğun şey, kaygının kendisi değildi.
Onu yanlış yorumlamandı.
Çünkü her kalp çarpıntısı tehlike değildir.
Her titreme zayıflık değildir.
Her hızlanan nefes kontrolünü kaybettiğin anlamına gelmez.
Bazen bedenin sana sadece şunu söylüyordur:
"Hazırsın."
Ama sen bu sesi "Tehlikedeyim." diye çevirdiğinde, aynı enerji seni geriye çeker.
İnsan beyni yalnızca yaşadığı olaya değil, o olaya yüklediği anlama da tepki verir.
Bu yüzden anlam değiştiğinde, deneyim de değişmeye başlar.
Kaygını bastırmaya çalıştığında onunla savaşırsın.
Ama onu yönlendirmeyi öğrendiğinde, aynı enerji senin en büyük gücüne dönüşebilir.
KÜÇÜK BİR EGZERSİZ (Kaygıyı Yeniden Etiketleme Çalışması)
Bugün seni heyecanlandıran ya da kaygılandıran bir durum olduğunda hemen dur.
Bir elini göğsüne koy.
Burnundan derin bir nefes al.
Yavaşça ver.
Sonra kendine şu soruyu sor:
"Şu an gerçekten tehlikede miyim, yoksa bedenim bana enerji mi hazırlıyor?"
Ardından üç kez yüksek ya da içinden şu cümleyi söyle:
"Bu kaygı değil.
Bedenim beni hazırlıyor.
Bu enerjiyi kullanabilirim."
Daha sonra dikkatini bedenindeki çarpıntıya değil, yapacağın ilk küçük adıma yönelt.
Çünkü sinir sistemi, hareket ettikçe güven öğrenir.
Zihin ise her yeni deneyimle eski korkularını yeniden yazmaya başlar.
Canım Kadın,
Cesaret, kaygının hiç olmaması değildir.
Cesaret, kaygı varken de yürüyebilmektir.
Çünkü bazen seni durdurmaya çalışan şey, bedenin değil...
Bedeninin verdiği sinyali yanlış yorumlayan zihnindir.
Bugün kendine şu cümleyi hatırlat:
"Ben kaygımla savaşmak zorunda değilim.
Onun taşıdığı enerjiyi doğru yöne çevirebilirim."
İşte gerçek dönüşüm, korkunun tamamen bitmesini beklediğinde değil...
O korkuya yeni bir anlam verdiğinde başlar.
Bugün bu yazıyı ihtiyacı olan ya da sevdiğin de olabilir bir kadına gönder. Belki de onun ihtiyacı olan şey, kaygısını susturmak değil; onu doğru okumayı öğrenmektir.